31 Aralık 2015 Perşembe

Kalbimin Rapsodisi

Kalbim, yerini yadırgayan sevdaların ıssızlığında. 
                                                           Tigris

30 Aralık 2015 Çarşamba

Çamaşır Yıkamanın Keyifli Hali

Ev işleri arasında her hanımın farklı favorileri vardır. Mesela kimi ütü yapmayı sever , bazıları ise yemek yapmayı. Sevdiğiniz işlerin size verdiği keyif ise bambaşkadır ve terapik etkileri vardır. Başka dünyalara gider, hayaller kurar, güzel anları hatırlar, planlar yaparsınız.
Size harika bir haberimiz var. Artık bu keyfi size yaşatan favorileriniz arasına çamaşırı da ekleyebilirsiniz :) Çünkü Rinso bunu mümkün kılıyor.
Rengarenk paketleri ile raflarda dururken bile enerjisini yansıtan Rinso, çamaşır yıkamayı kolay ve eğlenceli bir hale getiriyor. Rinso’nun Kır Bahcesi (Yeşil), Çiçek Bahcesi (Pembe) ve Büyülü Bahçe (Mor) şişeli sıvı deterjanları hem beyaz hem de renklileriniz için tortu bırakmayan bir temizlik vaad ediyor.
Rinso’nun gerçek eğlencesi, yıkama sonrası çamaşır makineninizi açtığınız anda başlıyor. Öyle ki kapağı açtığınız anda tertemiz çamaşırlarınıza eşlik eden muhteşem çiçek kokuları tüm banyoya yayıyor. İşte o an, hissettiğiniz duygular tarif edilmez. Sanki bir anda sevdiğiniz bir melodi çalmaya başlıyor ve o koku sizi alıp bambaşka bir yerlere götürüyor.
Bu kokular o kadar kalıcı ki tertemiz çamaşırlarınızı asarken, kuruturken, ütülerken ve tabii ki giyerken makineyi açtığınız o andaki duygular size kendini hatırlatmaya devam ediyor. Rinso kalıcı bahar kokuları ile çamaşır yıkamayı keyfe dönüştürüyor.
Mutluluk ve keyif zaten anlık değil midir? Mühim olan o anlara hayatınızda yer açmak. İşte Rinso bunu mümkün kılıyor.

Bir boomads advertorial içeriğidir. 

2015'e veda ederken



2015 yılının ilk saatlerini ilk gününü yaşamaktayız.Her yeni yıl yeni umutlar barındırır içinde.Yeni başlangıçlar yapmak için güzel zamandır. Hayatımızı gözden geçirip bu yıl eskisinden daha güzel olacak ümitlerini taşırız Seven ve sevilen insanlarla dolu  , 2015'in  herkesin hayatında güzelliklere yer verildiği bir yıl olması dileklerimle. 
Diye başlamışım 2015'in ilk dakikalarına. Yılın son günleri o yıla dair yapılanlar gözden geçirilir. Ben de geriye şöyle bir baktım. Hayatıma güzel insanları dahil etim. Bloğum 40 kişiden 257 kişiye ulaştı. Yeni dostlar kazandım. Hayatımdan çkması gereken insanları çıkardım. Genelde huzurlu günler geçirdim. Bunun yanında bazı rahatsızlıklarım ortaya çıktı, onları da bir bir yenmeye başladım. Çok gezdim, çok kitap okudum, çok şiir yazdım, yazılarımı daha da geliştirdim,yeni güzellikler gördüm.
En önemlisi de Hayri Dev gibi büyük bir Usta'yı tanıma fırsatımın olmasıydı. 2015'e son söz olarak şunu diyorum. "Bana yaşattığın kötü şeyleri kimseye duyurmadan  al ve öyle git."

28 Aralık 2015 Pazartesi

Nostaljik Pazartesi-3: Bir Kahve İçimlik

Keçilerin keşfettiği rivayetlerden birisi olan kahve,  zamanla sosyal yaşamın baş köşesinde yerini almış. Bir çok anlam yüklenmiş kahveye. gerek pişirilmesi, gerekse sunumu bir ritüel  halini almış.  Bir kahve içimlik gelinmiş ,Kırk yıl gibi uzun zaman hatırı kalmış . İçilmeden önce  önce bir şeyler yiyerek kahvenin altı yapılmış. "Kahvaltı" geleneği ,kahve içilsin içilmesin  ,devam edegelmiş.Altın değerindeki kıymetiyle  Kız isteme törenlerinin en can alıcı zamanında görücünün önüne çıkmış , Genç kızın elinden yapılmış, bu özel tad.kahveler içildiğinde ,kızın verildiği anlamı yüklenmiş.genç kızın mahareti yaptığı kahvenin köpüklü olmasıyla ölçülmüş, damat adayına ikram edilen tuzlu kahve bilinenin  aksine damat adayının sabrı  ölçülmemiş ," kızın gönlünün o erkekte olduğu "anlamına gelmiş .yanında getirilen bir kaç yudumluk su o eşsiz lezzeti tadmak için ağzın hazırlanmasını sağlamış.Genellikle şekersiz içildiği için meyveli ya da güllü lokumla "Yandan çarklı " tabiriyle istenerek ,acı tadı bastırılmış olsa da gerçek tiryakilerin tercihi sade kahveden yana olmuş. "Keyif ehlinin" taze elden pişmiş taze kahve, keyfini tazelemiş.Bazen , tadını en çok öne çıkaran ,  nane veya acıbadem likörüyle sunulmuş.Kahveler içildikten sonra " neyse halim , çıksın falim" diyerek fincan tabağa ters çevrilmiş. Üç vakte kadar genç kızlara kısmetler , geleceğe dair umutlu güzel haberler , kuşlar balıklar çıkmış kara telvelerin içinden.Bakır cezvede , mangal közüne sürülmüş, gümüş zarflı  fağfuri fincanlarda höpürdetilmiş.Kahve içmek ince bir zevkin simgesi olarak yıllardır süregelmiş.

27 Aralık 2015 Pazar

Toprak


Üç gündür büyük bir heyecanla elimden düşüremediğim, Su'yu da aynı keyif ve heyecanla okuduğum, dörtlemenin ikinci Kitabı Toprak beni eski Türk efsanelerinden oluşan başka bir kapıyı araladı.
Buket Uzuner'in Türk Şamanizmi'nin kadim geleneklerini bugüne taşıdığı tabiat dörtlemesinin birinci kitabı Su'yun kahramanları gazeteci Defne Kaman , Ninesi Umay Bayülgen, sahaf Semahat, Komiser Ümit
 bu kez Çorum'da karşımıza çıkıyor. Çorum'da Hitit dönemi'ne ait tarihi eser kaçakçılığını araştıran Uyumsuz Defne Kaman'nın çıktığı maceralı yolculuk sırasında şamanizmin kadim geleneklerine gönderme yapılan, Geyiğin Anadolu topraklarındaki kutsallığı ve Kutadgu Bilig'den dizelere yer verilen kitapta alkış'ın teşekkür , alas'ın amin anlamına geldiğini Umay Nine'nin dilinden öğreniyoruz.
Hem Su hem Toprak şiddetle tavsiye edeceğim güzellikte kitaplar olarak kitaplığımda yerlerini aldılar.
Su hakkındaki yorumlarım için tık tık

"Akıl süsü dil, dil süsü sözdür. İnsanın süsü yüz, yüzün süsü gözdür. İnsan sözünü dil dili ile söyler; sözü iyi olursa, yüzü parlar."
"İnsan süsü, yüz; yüzün süsü, göz; aklın süsü, dil; dilin süsü, sözdür."(Kutadgu Bilig'den)

24 Aralık 2015 Perşembe

Sevgi Tatlısı


Aklıma eserse  ve iyi günümdeysem mutfakta keyifli zaman geçiririm. Evdeki malzemelerle belli bir tarife bağlı kalmadan yemekler ortaya çıkarmak beni mutlu eder. Bugün de epeydir yapmadığım bir tatlı aklıma düştü. Kendim yiyemem ama arkadaşlarıma ikram ederim diye sıvadım kolları. Sevgiyle yaptığım için adını " Sevgi Tatlısı" koydum. Gelelim yapılışına ;
Malzemeleri
1 pk kakaolu baton kek
1 litre süt
4 çorba kaşığı mısır nişastası
10 çorba kaşığı şeker
1 pk vanilya
Üzeri için
Portakal ya da herhangi bir meyve
Meyveli jöle

Yapılışı:
Önce süt , nişasta,vanilya ve şeker muhallebi kıvamında pişirilir . Cam kabın dibine kekler dilimlenerek dizilir. Üzerine hazırlanan muhallebi dökülür. Soğumaya bırakılır. Hazırlanan jöle ve meyveler muhallebinin üzerine konarak dolapta bir gece bekletilir.

Bu tatlıya en çok vişne yakışıyor. Evde vişne olmadığı için ben portakallı yaptım. Seçtiğiniz meyveye göre jöleyi de tercih ederseniz çok güzel görünüm ve aroması oluyor. Bu muhallebi tarifi hazır pudingler gibi oluyor . Kakaolu ya da başka bir aromada yapmak da güzel oluyor. Bazen kuplara tek porsiyonluk yapıyorum görünümü ve sunumu harika oluyor. Yine evde kalmış kekleri de değerlendirebilirsiniz
Püf noktası: bu tür jöleli tatlılarda ananas ve kivi jölenin sertleşmesini engellediği için kullanılmaz.

22 Aralık 2015 Salı

Can(m)dan Yürek

Buz gibi bir gecede; sırçadan yürekti 
Sımsıkı saran,
İçindeki çocuğa ihanet etmeyecek kadar kırılgan.
        Tigris.

21 Aralık 2015 Pazartesi

Nostaljik Pazartesi-2: Bir akşam üstü serinliği

Nostaljik Pazartesi : Bir akşam üstü serinliği

Ne zaman sıcacık bir evin sevimli bahçesinden, minik bir elin heyecanla koparıp getirdiği çiçek alsam ,çok mutlu olurum .Gözümde canlanan şirin bahçenin benim olduğunu düşler, sarmaşık gülleri ve hanımelinin sarmaladığı  verandada,  nedense ağaçların koyu gölgelerinin iyice uzadığı  ,akşam üstü serinliğinde , küçük havuzun fıskiyesinin damlacıklarının ruhumu okşayan tınıları eşliğinde kahvemi yudumladığımı hissederim.Komşudan gelen tabak kaşık seslerinden akşam yemeği için hazırlıkların yapıldığını duyar gibi olurum. Burnuma çalınan kokudan , ne yemek piştiğini tahmin etme oyunu oynarım kendimce.Radyoda akşam faslı kürdilihicazkardan deım vurur.Sonra kucağımda uyuyan kirli beyaz minik yün yumağının mırıltılarına sokakta oynayan çocuklarını çağıran annelerin sesleri karışır .Başımı gökyüzüne çevirir dalarım soluk pembemsi maviliğe .Demirden kuşların beyaz izleri çok uzaklara götürür seven ve sevilenleri.Bir rüzgar eser alelacele ,yüzüme bir öpücük kondurup kaçarcasına .Daha bir sıkı sarılırım püskülleri dolaşmış renkli şalıma .Mutlu olmanın aslında bedava olduğunu bir kere daha hatırlar, yüzümde tebessümün izi minik çukurlar belirir ,bu anın tadına varmanın huzurunu yaşarım.

19 Aralık 2015 Cumartesi

Issızlığım

Issızlığımın kol gezdiği sokaklar , 
yeni doğan günün umutlarına gebe

                                                                                          Tigris💚

16 Aralık 2015 Çarşamba

Yerli Malı

     1946 yılından itibaren kutlanmaya başlayan Tutum  Yatırım ve Türk malları Haftası ( eski adıyla Yerli Malı Haftası) her sene olduğu gibi , 12-18 aralık tarihleri arasında okullarda belirli gün ve haftalar içinde yer alır.
       İkinci dünya savaşı sonrasında oluşan ekonomik darboğazın ardından yabancı ülkelere para akışının önünü kesmek ve toplumsal tutum bilinci geliştirilmek istenmiştir. Bu nedenle  Atatürk  başkanlığında İzmir İktisat Kongresi toplanmış ve kongrede yerli mallarının üretilmesi ve  kullanılmasının benimsenmesi karalaştırılmıştır. Bu amaçla ürettiğimiz ürünlerin kullanılması özendirilmeye çaba gösterilmiştir. İnönü' nün 12 Aralık 1926'da TBMM de yaptığı konuşmada tutumlu olmak, yerli malı üretmek ve ülkemizde üretilen bu malların kullanılmasını amaçlayan konuşması doğrultusunda 12-18 Aralık tarihleri yerli malları haftası olarak belirlenmiştir.
       Çocukluğumda hatırlıyorum da herşey kendi ülkemizde üretiliyordu. Kıyafetlerimiz evde annelerimiz tarafından dikiliyor, örülüyordu. Sebze meyve bolluğu yaşanan Türkiye'nin her bölgesinde ayrı bir ürün yetişiyordu. Batı kültürünün daha bize etki etmediği dönemlerdi ve ne güzel günlerdi. Temiz pak giyinmek vardı. Marka nedir bilinmezdi. Dünyadaki fast food zincirlerinin ülkemizi istila etmediği , annelerimizin evde yaptığı kuru köftelerdi tadı damağımızda kalan. Menşeinde made in china yazmayan kalemlerimiz, eşyalarımız , kıyafetlerimiz vardı. Yerli Malı bilinci ile büyüyen nesildik. Hatta öyle ki Eskişehir'deki ETİ büskivi fabrikası benim için ayrı gurur kaynağıydı. Her gittiğim yerde " bu bisküviler bizim şehirde üretiliyor" demekten mutluluk duyuyordum. Tutumlu çocuklardır. Harçlıklarımızı kırmızı uğur böcekli  plastik kumbaralarımızda biriktirir, çok istediğimiz bir şey varsa onu almak için kumbaramızın dolmasını beklerdik.
Elektrik ve suyu işimiz bitince  kapatmayı alışkanlık haline getirmiştik. Eşyalarımızı düzgün kullanmak için gerekli özeni gösterirdik. Sobalı evlerde kısıtlı imkanlarla yaşıyorduk yaşamasına ama herşeyin kıymetini bilerek mutlu olmayı beceriyorduk
          Şimdilerde  yabancı markaların çevremizi kuşattığı , öyle ki marka kullanmayanların dışlandığı bir toplumda, bol pastalı börekli kadın günü tarzında anlamının çok dışında yeme içme günü olarak ,Yerli Malı Haftası yasak savar tarzda kutlanmaya devam ediyor. Ne acıdır ki yerli malı haftası kutlaması sırasında çektiğim fotograflar , yabancı marka telefonun objektifinden yansıyor. Çocukların  hangi meyvenin nerede yetiştiğini bırakın ağaçta mı yerde mi olduğundan habersiz, bilmem ne çizgi film karakteriyle süslenmiş kıyafetleri , çantaları , hatta ve hatta meyve suyu kutuları ile ne derece yerli malı bilinci oluşuyor , bu işin sonu nereye varıyor diye  düşünmekten kendimi alamıyorum. Kafamda sorular sorular.... Yerli Malı Haftanız kutlu olsun.


14 Aralık 2015 Pazartesi

Nostaljik Pazartesi:Tramvay Teyzeleri

Bloğunu severek takip ettiğim sevgili Sürpriz Misafir  bu akşam yeni bir etkinlikle çıktı karşıma. Her pazartesi günü eski bir yazımızı yeniden paylaşmak. Düşünüyorum da harika bir etkinlik . Geçen sene bu zamanlar 30 takipçim vardı. Şimdi 243'e ulaştı. Yeni gelen blog dostları genellikle son yazılarımızı okuyor. Hal böyle olunca güzel yazılarımız görülmüyor. Bu etkinlik sayesinde yeni takipçilerimize güzel yayınlarımızı okuma fırsatı sunacağız. Herkesi bu etkinliğe davet ediyorum . Ve yayınladığım zaman çok beğeni alan Tramvay Teyzelerine ilk sırada yer veriyorum.
Eskişehir'de hayatı büyük ölçüde kolaylaştıran tramvay sıklıkla bindiğim ve insanları gözlemlediğim  toplu taşım aracı .Gözlemlerim sırasında  sıkça rastladığım tramvayın olmazsa olmazları ,65yaş ve üstüne ücretsiz binme hakkı verildiğinden beri daha çok gördüğüm, misafirliğe giden ya da dönen teyzeler oluyor. ( Ben onlara Tramvay Teyzeleri diyorum) Genelde değişmez kurallarla benzer özellikler taşırlar . Bu teyzelerimizin çoğunlukla eşleri ölmüştür yalnız yaşarlar . Her gün  gezmeye , mevlüte gitmek en büyük sosyal etkinlikleridir.Her misafirlikte  yedikleri pastalar böreklerle kilolarına kilo katarlar. Genellikle iş çıkış saatlerinde evlerine gitmeyi tercih ederler. Çoğunlukla genç insanlar hemen yer verirler.Ama bazen  okuldan işten çıkmış yorgun genç insanların onları görmezden geldiği de olur.O zaman  başlarında dikilip yer vermeleri  konusunda bakışlarıyla rahatsız ederler, olmadı karşı tarafın  duyacağı şekilde sızlanmaya başlarlar . Dizleri ağrır genelde . Yine olmadı sözle girişirler. İnsanlığın kalmadığından , şimdiki gençlerin büyük küçük   tanımadığından dem vururlar . Sonunda bir genç yer verir Allah razı olsun demeyi ihmal etmeden büyük bir gururla tahtına kurulur. Yorgunluğu , dizlerinin ağrısı birden geçer ve başlar gittiği misafirliktekileri anlatmaya . Ya pastalar güzel değildir , ya ev sahibinin yeni eşyasını beğenmezler, olmadı gelininin kulaklarını çınlatır . Bu sırada istisnasız, bir telefon markasının klasik zil sesinde ,çalan telefonunu  güçlükle kol çantasından çıkarır ,tramvayda bütün insanların duymadığını düşünerek daha da çok bağırarak , "heee yoldayım geliyorum " gibi benzer cümlelerle meramını anlatır. Parmaklarında alyansları ve hacıdan gelmiş akik yüzükleri mutlaka olur.Genellikle gülsuyu ya da zambak kolonyası favori kokularıdır.buna sarımsak kokulu nefeslerini bastırmak için çiğnedikleri karanfil kokusu karışır . Bembeyaz akça pakça yüzlü sevimli ihtiyarcıkların ceplerinde , her fırsatta çektikleri tesbihleri vardır.(son yıllarda parmaklarında dijital tesbihlerle la ilahe  illallah çekerlerken, tramvayda yaşadığınız sıkıntıdan dolayı  siz içinizden la havle çekersiniz ).Mantolarının üstünde siyah ya da kahverengi şalları mutlaka olmalıdır. Çantalarında patikleri ve dua kitaplarının yanında, misafirlikte ikram edilen şeker ya da çikolata vardır ,  ağlayan , mızmızlanan çocukları susturmak için  verirler. Akşam saati olması nedeniyle kıpırdayacak yerin olmaması inmeyi ve binmeyi kat be kat güçleştirirken , teyzelerimiz sizi tramvaydan indirmemek için ellerinden geleni yaparlar. Binerken de öyle bir güçle sizi ittirirler ki bu yaşta bu kuvvet dedirtir insana.Yine de tramvayın vazgeçilmez en renkli yüzleridir onlar .( bu arada ben mutlaka onlara yer verip hayır dualarını almayı severim  )

13 Aralık 2015 Pazar

Merak Ediyorum ! MİM

Yeni bir mim yazısı yazmayalı çok uzun zaman olmuş. Sevgili Berika'nın Beni de mim etkinliğine dahil etmesi çok hoşuma gitti. Gelelim mim sorusuna .

MERAK EDİYORUM!
Takıntılarınızı,sevdiğiniz yada sevmediğiniz genel şeyleri...

Mesela Ben:

  • Birisinden soğudum mu artık ölsem bir daha asla sevemem.
  • Orjinal fikirlerimle , 41 yaşındaki bedenimde 6 yaşın çocuksuluğuyla , 60 yaşın olgunluğunu gül gibi geçindirip gitmeyi severim
  • Yemek yemeyi  çok severim ancak; süt , ciğer, kalamar, karides , kavun, şeftali  benden uzak mısıra sultan olabilirler. ( Allahtan doktorum da bunları yasakladı da kurtuldum baskılardan )
  • Türk kahvesini bir ritüel halinde yapıp ince porselen fincanda  içmeyi severim
  • Günlerin cuması. Güllerin beyazı beni cezbeder
  • Sanat müziğini ayrı bir severim. Uşşak , hüzzam, Kürdilihicazkar ve buselik en sevdiğim makamlardır.
  • Bazı kelimelere takılırım. İnsanların ağzından çıkan her kelimeyi unutmam ve ne anlamda söylediği üzerinde günlerce düşünebilirim. 
  • Herşeyi şakaya vuran , argo ve küfür içeren cümlelerle  aklınca dalga geçtiğini sanan aklı evvelleri hiç sevmem.
  • Salon beyefendisi tabir edilen nazik, alçak gönüllü ve kültürlü erkekleri severim.
  • Kendi hayat görüşünü ısrarla belli etmek istediği için belli kelimeleri ısrarla kullanan insanları hiç sevmem.
  • Kendimi eleştirmeyi severim, ama beni iyi tanımayan birinin eleştirmesinden nefret ederim.
  • Ayrıntıların fotoğrafını çekmeyi severim. Sonra yazı ve şiirlerimle bu fotografları bütünleştiririm.
  • Bulunduğum mekandaki perdeleri ve kapıları kapatmadan duramam
  • Sofra adabını bilmeyen insanlarla yemek yemeyi hiç sevmem
  • Kahverenginden nefret ederim. Beyaz vazgeçilmezimdir.
  • Kulaklarım sese çok duyarlıdır. Bu yüzden yüksek sesli herşeyden rahatsız olurum ve sevmem
  • Derin uykudayken uyandırılmaktan nefret ederim. Ayılana kadar ne yaptığımı hatırlamam ama uyandıran için çok kötü olduğunu biliyorum.( Tecrübeyle sabit )
  • Puzzle yapmayı çok severim. Bu zamana kadar yaptığım puzzlelerle küçük bir sergi açabilirim
  • Parfüm, sabun , mum üçlüsüne bayılırım. Ucuz kokuları hemen tanırım ve nefret ederim.
  • Çocukları , yaşlıları ve onların dünyasında olmayı çok seviyorum. 
  • Kafama koyduğum şeyi önünde ölümüm olsa da yapmayı isterim ve yaparım da.
  • Her cümlesi paraya dayanan insanlardan nefret ederim
  • Marka düşkünleri de kara listemde en baş sırada yerlerini alırlar
  • Dizi izlemem ancak Şaşıfelek Çıkmazı ve Yeditepe İstanbul dizilerinin yeri hep ayrıdır bende.
  • Gizli yüz, her çocuk özeldir, phantom of the opera bende en çok iz bırakan filmlerdir.
  • Kitaplarla olan dostluğumu bilmeyen yok sanırım.
  • Atatürk aşığıyım , onun sevgisini hiçbir sevgiye de değişmem.
İlk aklıma gelenler bunlar aslında bilmediğiniz daha bir sürü sevdiğim sevmediğim şey var . Ee bazıları da ben de kalsın ;)
Gelelim mimlediğim arkadaşlarıma

 Renkli Pasta Sepeti
Haber Seyri
Sürpriz Misafir
Beyaz Begonvil

10 Aralık 2015 Perşembe

10 Aralık ilk Türk Kadın Mitingi


30 Ekim 1918 de imzalanan Mondros Mütarekesi'ne göre ülkemizin her yeri düşman güçler tarafından işgal edilmiş, Türk Milleti insanlık tarihinin en ağır mezalimi ile karşı karşıya kalmış, evleri yıkılmış ırz ve namusları ayaklar altına alınmıştır. Mustafa Kemal'in 19 Mayıs 1919'da Samsun'a ayak basmasıyla birlikte başlayan kurtuluş mücadelesine, hiç işgal görmediği halde en çok destek veren illerin başında Kastamonu gelmektedir. Anadolu'da kurulan Müdafai Hukuk Cemiyetleri, Kuvai Milliye ruhuyla ülkenin kurtuluşunda önemli rol oynamıştır. Kastamonu halkı da bu ruhu sonuna kadar benimsemiş, Halime Kaptan'ı , Şehit Şerife Bacı'larıyla kadın erkek cephe önünde ve gerisinde bir olmuşlardır. Kastamonu'lu Kadınlar ülkede yaşana vahşeti protesto etmek için 10 Aralık 1919'da İlk Türk Kadın Mitingi'ni de düzenlemeleri ile tarihe altın harflerle adlarını yazdırmışlardır.
   Kastamonu Kız Muallim Mektebi bahçesinde toplanan 3000 'den fazla Kastamonu'lu kadın ülkemizin işgalini  yapılan insanlık dışı vahşeti şiddetle protesto etmişlerdir. Mitingi Tertip komitesinde;
1- Zekiye Hanım ( Polis Müdürü Halil Bey'in eşi)
2-Kamuran Hanım ( Defterdar Ferit Bey'in eşi)
3-Saime Hanım ( Sağlık Müdürü Ferruh Bey'in eşi)
4-Bedriye Hanım (Maarif Müdürü Talat Bey'in eşi)
5- Münire Hanım ( Vilayet Mektupçusu Fuad Bey'in eşi)
6- Refika Hanım ( Fırka Kumandanı Miralay Osman Bey'in kızı)
7- Neyyire Hanım ( Reji Müdürü Ömer Bey'in Kızı )Görev alan kadınlardı.
 Mitingde tertip komitesi başkanı olarak Zekiye Hanım ve okul müdiresi, müdür yardımcısı hanımlar birer konuşma yapmışlardır.
Zekiye Hanım konuşmasında şunları söylemiştir.

"Kardeşler, hemşireler!


Daha bir sene evvel kırmızı rengi ile başımızda dalgalanan ulu sancağımız, görüyorsunuz ki siyahlara, matemlere büründü. Muharebe meydanlarında vatan ve din uğrunda binlerce evlâdımızı gömdükten sonra; haktan, adaletten bahseden Avrupalıların, bir seneden beri, yenildik diye başımıza açmadıkları felâket kalmadı.

Haktan en çok bahsedenler, haksızlığın en büyüğünü yaptılar. Daha dün bizim gibi refah ve saadeti; evi, barkı olan İzmir’deki dindaşlarımız, beyaz saçlı kadınlarımız, kundaktaki yavrularımız Yunanlıların süngüsünden geçti. Her tarafı yüksek minarelerinden beş vakitte ism-i celâlullah bağırdan Adanamız, Antalyamız ve en nihayet güzel Ayıntab, Maraş, Urfamız elimizden alınmak isteniyor
Hanımlar!
Büyük felâketlerimiz önünde evlâtlarımızın, kardeşlerimizin kanıyla suladığımız yurtlarımızın işgaline, kardeşlerimizin felâketine susacak mıyız?

Hayır hanımefendiler! Mağlubuz, silâhımız yok, fakat göğsümüzde imanımız, bütün dünyayı halkeden Allahımız var.
İşte biz de imanımıza ve Allahımıza istinaden haksızlara haksızlıklarını yüzlerine vurur ve cihan huzurunda ilân ettikleri adaleti taleb ederiz.
Hanımlar!
Biz, dünyayı kanlara boğan, insanları tavuklar gibi boğazlayan erkeklere müracaat edecek değiliz.

Bizim gibi şefkatle, merhametle düşündüklerine şüphe etmediğimiz İtilâf devletlerinin büyük kadınlarına müracaat edecek ve birer telgrafla, bize yapılan haksızlıkları yazacak ve anlatacağız. Eğer onlar da hakkımızı teslim etmezlerse, evlâtlarımızın kanlarına kendi kanımızı karıştırarak erkeklerimizle bir safta, dinimiz ve istiklâlimiz için ölecek; haksızlara, zalimlere tarihin lanetlerini terkederek şehâmetle öleceğiz” .

Basına yansıyan miting kararları aynen şu şekildedir:
1. Mütarekeden beri memleketimizin uğradığı haksızlıkların tamiri esbabının istiklâli için icâbedenlere irâdât-ı seniyelerinin şerefsüdûr ve sünûh buyurulması istirhamına dair zât-ı akdes-i hilâfetpenâhiye bir arîza-i telgrafıye keşidesi.
2. Hukuk-ı meşrûamızın teminine delâlet buyurmaları zımnında İngiltere ve İtalya kraliçeleri hazerâtıyla Madam Wilson ve Madam Puankara’ya telgraflar keşidesi.
3. İşbu telgrafların birer suretlerinin matbuat-ı Osmaniyye ve ecnebiyye ile İtilâf devletleri mümessillerine tebliği istirhamına dair sadâret-i uzmâya bir telgraf keşidesi .
Mitingde alınan bu kararlar doğrultusunda; padişaha ve sadrazama telgraflar çekilmiş ve bilgi verilmiştir. Ayrıca ABD Başkanı Wilson ile Fransa Cumhurbaşkanı Puankara’nın eşine ve İngiltere Kraliçesine birer telgraf gönderilmiş ve işgaller kınanmıştır.
Not:Resimler Alıntıdır.





7 Aralık 2015 Pazartesi

Meçhul hayatlar

Hayallerimden
 soğuk bir kış gecesi vazgeçtim bayım,
Meçhul hayatların kesiştiği
Tren garında .
Tigris

6 Aralık 2015 Pazar

MS 2150


Günlerdir bir umusamazlık, vurdum duymazlık ,  boş vermişlik  bir atalet tüm bedenimi sardı. İlaçların etkisiyle idrak yollarım tıkandı. Elime kitap alamaz oldum . Benim için çok özel birinin " bak bunu mutlaka okumalısın" diye hediye ettiği kitabı istemeye istemeye okumaya başladım . Okudukça kitap beni içine çekti çekti. Olayları adeta ben yaşar oldum . Rüyalarım kitaptan bir sayfa gibi karşıma çıktı.1976'da psikoloji alanında ihtisas yapan Jon rüyalarında tekamül ederek 2150 yılının içinde kendini bulur. Mikro toplumun günlük hırs, kin , öfkelerine karşılık , sevgiyle yoğrulan makro toplum arasında git geller yaşayarak bu dünyada olma amacımızı yeniden sorgulatan ,farkındalığı artıran akıcı bir dilde tekrar tekrar okunası tadda kitaplığımda baş köşede yerini aldı bile. En kısa zamanda yeniden ve yeniden okunmak üzere. Meraklısına şiddetle tavsiye edilir. " İsteyin size verilecek;arayın,bulacaksınız;kapıyı çalın,size açılacak."

3 Aralık 2015 Perşembe

Aşkın illegal hali

Oysaki; illegal aşklar yaşamakmış bizim payımıza düşen ...
                      Tigris

2 Aralık 2015 Çarşamba

Çocuk İhmali ve İstismarı


  Bir haftadır , çocuk ihmali ve istismarı seminerine katılıyorum. Toplumumuzda çok rastlanan ama ortaya çıkarılması da bir o kadar az olan bu konu, her gün içimde ayrı bir yara açıyor. Her akşam eve gittiğimde öğrendiğim yeni bir durum , yeni bir bilgi beni duygu denizinde fırtınaya tutulmuşcasına sarsıyor. Bu konuda her bireyin bilinçlenmesi ve farkındalık yaratılması çocukların sağlıklı bir toplumda yaşayabilmeleri  için şart. Tabiki en büyük görev de biz öğretmenlere düşüyor. Bazen ailede basit gibi görünen aşağılayıcı bir sözün çocukta çok derin izleri olduğu malesef ki görmezden geliniyor. Çocukların en temel hakkı bütün gelişimlerini destekleyen,güvenli bir ortamda yaşamalarıdır.
    Dünya Sağlık Örgütünün tanımına göre ihmal ; çocuğa bakmakla yükümlü kimsenin, çocuğun gelişimi için gerekli ihtiyaçları karşılamaması veya bu ihtiyaçları dikkate almamasıdır. Fiziksel, eğitimsel ve duygusal ihmal adı altında üç başlıkta toplayabiliriz. Çocuğun tıbbi gereksinimlerinin ,besin , giyim ve temizlik ihtiyacının karşılanmaması,çocuğun uzun süreler yalnız bırakılması fiziksel ihmal ,çocuğun okula gönderilmemesi, 18 yaşından küçük çocuğun çalıştırılması, eğitim için gerekli ihtiyaçlarının karşılanmaması eğitimsel ihmal, çocuğa yeterli ilgi ve şefkatin gösterilmemesi, alkol ve sigara kullanmasına izin vermek,çocuğun aile içi şiddete şahit olması, çocuğun saldırganlık davranışlarına destek olmak ve izin vermek, duygusal ihmaldir.
   Çocuk ihmali çocuklara yapılan kötü muamelenin en yaygın şeklidir. Ne yazık ki ihmal, çocuk istismarı kadar görünür bir yara ve iz bırakmadığı için, istismar kadar çok dikkat çekmez ve çoğunlukla ihbar edilmez. Fakat araştırmalar ihmalin de en az istismar kadar  özellikle çocuğun erken  beyin gelişimine  daha fazla zarar verdiğini göstermektedir.
   Dünya Sağlık Örgütü çocuk istismarını ise şöyle tanımlar: "Çocuğun sağlığını, fiziksel ve psikososyal gelişimini olumsuz etkileyen, bir yetişkin, toplum ya da devlet tarafından bilerek ya da bilmeyerek uygulanan tüm davranışlar çocuğa kötü muameledir."
Çocuk istismar türleri Fiziksel, Cinsel ve duygusal olmak üzere üç başlık altında toplanabilir.
Fiziksel istismar , bir kaza olmaksızın çimdikleme, ısırma, vurma, tekmeleme, yakma, ağzı kapatarak boğmaya teşebbüs etme, şiddetli bir şekilde sarsma ya da herhangi bir başka şekilde çocuğun bedenine zarar vermektir.

 Cinsel İstismar, bir erişkinin cinsel gereksinim ve isteklerini karşılamak için çocukları araç olarak kullanmasıdır. Toplumca kabul edilmesi zor olduğu için belirlenmesi ve ortaya çıkarılması çoğu zaman zordur. Cinsel istismar sık rastlanan ve genelde yıllarca süren bir durum olmakla birlikte sıklıkla gizli kalmaktadır. Cinsel istismar çocuklarda uzun süreli duygusal ve davranışsal etkilere, korku, depresyon, kızgınlık, düşmanlık ve uygunsuz cinsel davranışlara yol açar.
 Duygusal istismar , çocuğun psikolojik olarak sözel yolla istismar edilmesidir. Azarlama, hakaret etme, küçümseme, tehdit etme, suçlama, çocuğa küsme, yokmuş gibi davranma, çocukla alay etme duygusal istismarlardan bazılarıdır. İstismar tiplerinden biri tek başına olabileceği gibi, birden fazlası aynı çocukta var olabilir. Özellikle duygusal istismar hemen hemen her zaman diğer istismar tipleriyle beraber görülür.

İstismarın nedenleri ,
istismarı yaşayan çocuğun ailesinde çatışma, mutsuz evlilik ve sözlü şiddetin varlığı.
Üvey anne veya baba.
Aile içerisinde eşit karar alma dağılımının olmaması.
Ailenin yaşadığı ekonomiksel ve ani değişmeler etrafında doğan sıkıntılar.
Ailelerin toplumsal organizasyonlara karşı kayıtsız kalması.
Geleneksel aile yapısı ve fiziksel cezalandırmalar.
Çocuğu ihmal ve istismar edenlerin saptanması ve cezalandırılması için başvuruların soruşturma makamlarına yapılması gerekmektedir. Aile bireyleri arasında
gerçekleşen cinsel ve fiziksel istismar olguları aileyi korumak adına adli makamlara bildirilmemekte, yalnızca çocuğun tedavi edilmesi amaçlanıp eylemi gerçekleştirenler cezalandırılmamaktadır. Bunun sonucu olarak da çocukların istismarı sürmekte, tam olarak korunamamaktadırlar. Gönüllü bildirimin yarattığı sorunları gidermek için kamusal sorumluğun gereği olarak yeni Türk Ceza Kanunu ile birlikte gönüllü bildirim sisteminden zorunlu bildirim sistemine geçilmiştir. Yani çocuk ihmali ya da istismarına tanık olan  bireylerin gerekli mercilere bildirim yapması zorunludur.
Not : Resim Alıntıdır

29 Kasım 2015 Pazar

Lüküs Hayat


Son zamanlarda rahatsızlığımı duyan , duymayan bütün arkadaşlarım dostlarım üzerime ayrı bir titrer oldular. Meğer ne çok sevenim ne çok dostum varmış benim. Gerçek arkadaşlıklar dostluklar da zor günler de belli olurmuş diye boşa dememişler. Hafta içi ayrı programlar, yemek davetleri, hediyeler hafta sonu ayrı program. Beni mutlu etmek için elleinden geleni yapıyorlar. Bu gün de Lüküs Hayat Opereti için bilet almışlar. Günler öncesinden defalarca haber verdiler mutlaka gelmem için. Gelmez olur muyum hiç. Lüküs Hayatı ilk tv de çocuk yaşlarımda izlemiştim ve etkisinde kalmıştım. Zihni Göktay ve Suna Pekuysal'ın müthiş oyunculuğu beni büyülemişti. Eskişehir Şehir Tiyatroları oyuncularının mükemmel performanslarıyla yeniden sahneye konulan operet , çocukluk günlerimden bir sayfayı bana yeniden açtırdı. Ama nedense gözüm Suna Pekuysal'ı , Zihni Göktay'ı aradı. 1933 yılında Cemal Reşit Rey tarafından bestelenen operet , Türk Tiyatrosunun klasikleri arasındaki yerini almıştır. 1930 yılında Muhsin Ertuğrul , seyirci azlığı ve ödenek yokluğundan kapanmayla karşı karşıya kalan şehir  tiyatrolarına müzikallerle seyircinin ilgisini çekmek ister. Cemal ve Ekrem Reşit Rey kardeşler tarafından sahneye konulan müzikalin bazı şarkılarının Nazım Hikmet tarafından yazıldığı söylenmektedir. Türk Halkının batı toplumuyla yüzleşmesinden ortaya çıkan gülünçlükleri konu alan Lüküs Hayat 1985 yılından itibaren aralıksız sahneye konulmuş 2009 ' da 25. Yılı kutlanmıştır.

şişli'de bir apartıman
yoksa eğer halin yaman
nikel-kübik mobilyalar,
duvarda yağlı boyalar

iki tane otomobil 
biri açık, biri değil
aşçı, uşak, hizmetçiler 
dolu mutfak, dolu kiler

hanım gider, sen gidersin 
gündüzleri çaydan çaya
gece olur, davetlisin
ya dineye ya baloya 

hey
lüküs hayat, lüküs hayat
bak keyfine yan gel de yat
ne güzel şey 
oh ne rahat
yoktur eşin lüküs hayat

24 Kasım 2015 Salı

Öğretmen’lik





        Eğitimci bir babanın çocuğu olarak, aklımın erdiği günlerden beri öğretmenlik mesleğine duyduğum ilgi ve sevgi sayesinde doğru bir tercihle çocuk gelişimi ve okul öncesi eğitimi bölümünde okudum.

       24 Kasımlar evimizde ayrı bir heyecan yaratırdı. Babamın öğrencilerinin gerek telefonla, gerekse tebrik kartlarıyla uzun yıllar sonrasında onu unutmayıp "bugünlere gelmemizde sizin payınız büyük "sözlerini duydukça ,"kim bilir benim öğrencilerim de beni böyle hatırlayacaklar mı?"diye düşünmekten kendimi alamazdım.

    Genç yaşımın verdiği enerji ve heyecanla mesleğine aşık, çocukları çok seven ve bir o kadar da idealist öğretmen olarak Kastamonu'da dört yıl hizmet verdiğim anaokulundaki ilk görevim bana tecrübelerin en güzellerini yaşattı. 24 Kasımlar benim için, öğretmen olmamın verdiği heyecan ve gururun yanında; yıllar geçse de hafızamdan silinmeyecek bir anının da günüdür.

       Mesleğimin ikinci yılı,1998’in Eylül ayı başlarıydı, o sapsarı saçlı mavi gözlerle tanışmam. Annesi ve babasıyla anaokulu için okul kaydına geldiklerinde, nasıl da heyecanlıydı, bir o kadar da mutlu, boncuk mavisi gözlerinin içi gülüyordu. Hayatın acı gerçeği, okul açılmadan bir iki gün önce, annesi ondan ayrılmak zorunda kalmıştır. Annesi üzerine düşen dolap sonucunda, bir daha gelmemek üzere çıktığı uzun yolculuk, altı yaşındaki minik bir bedenin kaldıramayacağı büyüklükte bir travmaya neden olmuştu. Fakat yaşından beklenmeyecek bir olgunlukla acısını içine gömmüş, sanki annesi hiç ölmemiş gibi yüzündeki o tatlı tebessümle okula başlamıştı. Durumunu bildiğimiz için biz bu hassas konuda daha fazla özenli davranıyorduk. Anne, aile gibi konulara değinirken onu üzmemek için elimizden geleni yapıyorduk. O da bizi annesinin yerine koymuş gibiydi. Her boynuma sarıldığında kendimi zor tutuyordum.

   Ta ki 24 Kasım tarihine gelene kadar. O dönemde anaokullarında bir şubenin iki öğretmeni vardı. Öğretmenin birisi sabahtan öğlene kadar diğeri de öğleden sonra birer aylık periyotlar halinde dönüşümlü çalışıyordu. Ben de o dönemde öğlenci olarak çalışıyordum. O gün okula geldiğimde öğlen yemeğinden sonra çocukları dinlenmeleri için uyku odalarına götürdüm. Sonra o gün yaptıkları etkinliklere bakarken Esra’nın suluboya ile yaptığı resmi görünce tüylerim diken diken oldu. Resimde bir başkalık ürkütücülük vardı. Daha önce yaptığı resimlerle uzaktan yakından ilgisi yoktu. Sabahçı arkadaşa sordum” Bugün sanat etkinliğinde ne yaptınız?” diye. Öğretmenler Günü olduğu için suluboya ile öğretmenlerinin resimlerini çizmelerini istediğini belirtti. Esra’nın resmini sordum. “ Ayşe öğretmenim sizin resminizi yaptım” dediğini belirtti. Canlı renkler kullanılarak çizilmiş yatan bir kadın ve siyah boya ile üzeri kafes şeklinde kapatılmış adeta bir mezarı andıran resim.

   Diğer arkadaşımın çocuk gelişimi ve okul öncesi eğitimle ilgili fazla bilgisi olmadığından ona bir şey söylemedim. Esra’nın sene başından beri yaptığı resimlerin dosyasını kaptığım gibi soluğu müdüre hanımın odasında aldım. Esra'nın bütün resimlerini tek tek gösterdim. O da dehşete kapıldı. Psikolog olan bir öğrencimizin velisi Nevin Hanım'ın tam o sırada bizi ziyarete gelmesi, hayatta hiçbir şeyin tesadüf olmadığını bana bir kere daha göstermiş oldu. Resmi görünce “Aman Allah’ım bu çocuk ağır bir depresyon geçiriyor” sözleri beni hepten telaşlandırdı. O zamanlarda depresyon kelimesi bu kadar bilindik değildi ve bir çocuğun depresyon geçirmesi ne kadar ağır bir durumdu.

   Psikolog Nevin Hanım'ın bizi yönlendirmesi ile Esra’ya her gün resim yaptırarak kısa bir süreliğine gözlemlemeye başladık. Resimler yine canlı renklerle çiziliyor sonra gökyüzü  siyah ile boyanıyordu. Resimleri anlattırdığımda “ Gündüz güneş var öğretmenim, ama gece olmuş her yer karanlık” cevabını alıyordum. Psikoloğumuz işin daha kötü boyutlara vardığını resimlerdeki simgelerin ne anlama geldiğini her gün bize anlatıyordu. Bütün resimlerinin teması iki ağaç arasına çizilmiş yıkık dökük bir ev. Ağaçların annesinin mezarı olduğunu yıkık dökük evin de annesinin ölümüyle evlerinin yıkıldığı anlamına geliyordu. Son resimlerinde bir büyük bir de küçük ağaç arasına çizilmiş ev. Bu son resim üzerine psikoloğumuz “Esra ölmek annesinin yanına gitmek istiyor” sözleri üzerine hemen Esra’nın babası ile iletişime geçtik.

      Resimleri babasıyla da paylaştık. Bu arada Esra'nın annesinin ölümüyle ilgili bütün her şeye tanık olduğunu öğrendik. İlk resminin mezarı andırmasının da bu yüzden olduğunu anlamış olduk. Yani annesi mezara konulana kadar her durumu görüp birebir yaşamış. Eşini kaybetmiş, biri lise çağında kardeşine annelik yapmaya çalışan, iki kız çocuğu ile ortada kalan bir babanın yaşadığı zorluklar ve çaresizlik nedeniyle bir bayanla tanışıp evlenme kararı aldığını öğrendik. Çok erken verilen bu kararın Esra üzerinde bıraktığı etkiyi anlatıp, bu kararını bir süreliğine ertelemesi gerektiğini belirttik. Psikologumuzun hem Esra hem de babası için verdiği destek ve babasının da durumun ciddiyetini kavramasıyla birlikte Esra’mızı hayata döndürdük.

    Mesleğimin çok başlarında yaşadığım bu durum on yıl, yirmi yıl geçse de kazanamayacağım tecrübe niteliğindeydi. İyi ki fark ettim diyerek, bir resimden yola çıkarak altında yatan büyük bir felaketin önüne geçtiğim için kendimle gurur duydum. Kutsiyetine sonuna kadar inandığım mesleğimin aynı zamanda veballi olduğu, küçük dokunuşlarla hayatların bir anda değişeceğini çok erken öğrenmem, bu günlere gelmemdeki en büyük etkendir. Bazen önemsemediğimiz ayrıntıların bir hayata nasıl mal olacağını unutmadan yirminci yılı tamamlarken, ömrüm yettikçe aynı heyecan ve gururla mesleğimin gereğini yapmak en büyük dileğimdir.




                                                                                                    16.11.2015

                                                                                                        Tigris

15 Kasım 2015 Pazar

Gelin Cuması

 Daha önceki yazılarımda yaşlı insanlarla sohbet etmeyi çok sevdiğimi belirtmiştim. Zamanında benim oturduğum apartmanın yerinde iki katlı ahşap eve gelin gelen bu yüzden beni daha başka seven Nuran Teyze ( komşucuğum) bugün beni çaya davet etti. Eski yaşamlara ilgim olduğundan hep eskilerden anlattık durduk. Çocukluğumun ucundan da olsa yakaladığım bazı gelenekleri anlattıkça hem çok şaşırdı, hem de o da yaşadıklarını benimle paylaştı. Anne tarafım Trabzon'lu olduğu için çocukluğumun yaz ve kış tatilleri hep Trabzon'da anneannemim üç katlı ahşap evinde geçmiştir. Bugün geleneklerden bahsederken çocukluğumda Trabzon'da yaşadığım bir gelenekten bahsettim. Hafızamda öyle bir yer etmiş ki sanki dünmüş gibi gözümün önünde canlanıverdi yaşadığım o güzel anı. Anneannemler iki katlı ahşap evlerden oluşan ve Trabzon'un köklü ailelerinin bulunduğu bir mahallede yaşıyorlardı. Evimizin karşısında bulunan hatta benim annemin kına gecesinin de bahçesinde olduğunu sonradan öğrendiğim çok güzel bir konak vardı. Konağın sahiplerinden küçük kızları yeni evlenmişti. Teyzem" bugün gelin cuması var uslu durursan seni oraya götürürüm "dedi.Ben ne olduğunu bilmediğim  için hem de o evin içini çok merak ettiğimden  gitmek için sabırsızlanıyordum. Yeni gelin bir hafta sonra cuma günü annesinin evine gelir ve konu komşu da onu görmeye gelirmiş. Neyse biz de giyindik süslendik doğru gelini görmeye . Kocaman bir ahşap bir kapıdan fıskiyeli bir havuzun bizi karşıladığı avludan içeri girdik ,çift taraflı merdivenlerden çıkarak yarı açık yüksek ahşap kapıdan içeri süzüldük. Sofaya dizilmiş sandalyelere gelen misafirlerin bir kısmı oturmuş baş köşede oturan gelini süzüyorlar. Gelinin üzerinde gelinliği teli duvağıyla göz kamaştırıyordu. Gelen misafirler ellerinde küçük hediyeleri  maşallah  nidalarıyla geline hayırlı dileklerde bulunup , büyükler el öptürüyorlardı. Bir sandalyeye ilişip  olanı biteni meraklı gözlerle izliyordum. Bir yandan da evi gözlemliyordum. Girişte sağda bulunan ceviz konsol ve üzerindeki altın  varaklı çerçeveli Taş aynadan gözlerimi alamıyordum. Konsolun üzerindeki ince cam işçiliğiyle süslenmiş iki karpuz lamba ve ortada asılı duran avizeyle bir örnekti. Sağdaki ceviz büfede son derece ince porselenden yapılmış fincan takımı ve ince camdan şerbet takımı iğne oyası örtüyle zarafetlerini tamamlıyorlardı. Ben konağın büyüsüne kapılıp düşlere daldığımda ev sahiplerinden olduğu anlaşılan genç bir hanım elindeki gümüş tepsiye sıralanmış yaldızlı limonata bardaklarıyla bizlere limonata servisi yapıyordu. Ceviz büfedeki fincanların desenindeki porselen pasta tabaklarında sunulan un kurabiyeleri ile birlikte içtiğim limonatanın ve un kurabiyesinin tadı tarif edilemez lezzetteydi. Bir süre daha oturduktan sonra ziyareti sonlandırıp eve dönmüştük. Ama benim aklım hala o evde ve gelindeydi. Bir daha hiçbir yerde böyle bir geleneğe rastlamadım.
Not: Resim annemin kına gecesinden

10 Kasım 2015 Salı

Mustafa Kemal Atatürk'üm

Ne zaman bu kalpli kolyemi taksam , meraklı sorularla karşılaşırım. " o kalp açılıyor mu, içinde kimin resmi var ?" Ben de her seferinde aynı hoş tavrımla "sevdiğimin resmi var" diye cevap veririm. Şaşkın ve meraklı bakışlar " aaa haberimiz yok, kim bu şanslı erkek " ifadeleri üzerine " Onu tanımak Onu sevmek asıl benim en büyük şansım " cevabım üzerine ısrarla kalbi açtırıp resmi görmek isterler. Kemalim ,Mustafa Kemal Paşam seni ilk tanıdığım günden beri bu kalbi dolduracak başka bir erkek bir insan bir adam olamadı. Yerine kimseyi koyamıyorum. Hangi resmine baksam asaletin , beni her seferinde büyülüyor . Hayatını adadığın Türk Milleti için yaptıklarını okudukça senin kıymetini bilmeyen , karalayanlara kızgınlığım arttıkça artıyor. Her sene sana olan sevgim ve özlemim kat be kat çoğalıyor. Nasıl da isterdim, kurduğun Cumhuriyet'in ilk öğretmeni olarak hizmet etmeyi. Seni her gün her an kalbimde ,fikirlerinle , ülkem için yaptığın bütün herşeyle hissediyorum. Senin aydınlattığın yolda emanetlerine sahip çıkarak çocuklarını , öğrencilerini yetiştirmek için elimden geleni yapıyorum. 10 Kasımlar hep hüzün, hep özlem kokuyor. Bu dünyada seni görme şansına erişemedim ellerinden öpemedim ama biliyorum ki , öte dünyada olacak kavuşmamız. Mustafa Kemal Atatürk'üm Önünde bir kere daha saygı ve minnetle eğiliyorum. 

8 Kasım 2015 Pazar

Çok yakarmış güneşin solgunu

Her sabah işe giderken ve dönüşte bu ağaçla selamlaşırız. Her mevsim büründüğü güzellik beni her seferinde kıskandırır ve doğaya olan hayranlığımı kat be kat artırır. En çok da sonbahar da beğenirim kostümünü. Yoluma düşürdüğü kestanelerinden her sene mutlaka bir tane alırım cebimde gezdiririm. Her gün yapraklarındaki değişime bakıp kışın iyiden iyiyiye yaklaştığını görme fırsatım olur. En çok da akşam üstü güneşinde altından yapraklarının saçtığı ışıltı büyüler beni. Dilimde " çok yakarmış güneşin solgunu, bu sonbahar vurgunu Tanrım" dizelerine yere düşen yapraklarının hışırtısı eşlik eder.Kaç sonbahar daha güzelliğini bana sunacak bilinmez ama benim sırdaşımdır, konuşurum ona dökerim içimi, şikayet ederim birilerini , sabırla bıkmadan dinler . sorsanız kimbilir size neler anlatır , bana her gün yeniden yaşama sevinci veren arkadaşım.

5 Kasım 2015 Perşembe

Annelerin Akıllı Seçimi: TODİZOO Oyuncakları

Bebekler için oyuncak seçme işi anne babalara düşüyor. Minikler, hem gerçek dünyayı hem de kendi yetenek ve becerilerini önce oyuncaklarla keşfetmeye başlar. Doğal olarak oyuncakların onların gelişiminde rolü çok önemlidir. Oyuncak alırken aradığımız özellikler aslında çok net. Eğitici, eğlendirici ve onlar için tamamıyla güvenli olmaları en önemli özellikler.

Bebekler için oyuncak alırken en önemli kriter, güvenilir markaların oyuncaklarını almak olmalıdır. Sık sık ağzına götüreceği, birlikte uyuyup yemeklerini hatta banyosunu paylaşmak isteyeceği oyuncaklarının ona zararlı olabilecek bir materyal, boya ya da aksesuar içermediğinden emin olmanın tek yolu tercihlerinizi güvenilir markalardan yana yapmak. Bir diğer dikkat edilmesi gereken konu da seçtiğiniz oyuncakların onların gelişimine de katkıda bulunması. Yapacağınız doğru oyuncak seçimlerinizle her gün hayat ve kendisiyle ilgili yeni şeyler öğrenen bebeğinize büyüme macerasında yardımcı olabilirsiniz. 

Tüm bu özellikleri bir arada bulabileceğiniz Todizoo oyuncaklarını inceleyerek, bebeğinizin yaş ve ihtiyaçlarına en uygun olanları tercih edebilirsiniz. 

TODİZOO MÜZİKLİ ÇINGIRAKLAR: Bu sevimli arı ve kelebek çok marifetli. Minik parmakların kolayca basabildiği düğmesi eğlenceli melodiler çalıyor. Ses efektli kanatları ve boncukları ile hem bir çıngırak hem de dişlik olan kanatları tam kaşınan dişlere göre. Üçüncü aydan itibaren tüm bebekler için tercih edilebilir. 

TODİZOO EMEKLEME BÖCEĞİ VE TOSBAĞA: Emekleme nasıl da heyecan verici bir dönem değil mi? Şimdi emekleme çalışmalarına yardımcı olacak iki sevimli arkadaş var. Todizoo’dan Emekleme Böceği ve Tosbağa üstüne basınca ilerliyor, bebeğiniz de onları hevesle takip ediyor. 12 ay ve üzeri bebekler için tam bir emekleme yardımcısıdır.  

TODİZOO ARKADAŞIM SERİSİ: Todizoo’nun bu şirin oyuncakları basıldığında ışıklı düğmeleri ile melodiler çalıyor, “ABC” ve “123” ve birbirinden sevimli kısa cümleler söylüyor. Minikler bu arkadaşları onları çok eğlendirdiği için seviyor, biz de onların el-göz koordinasyonlarını güçlendirip sebep-sonuç ilişkisini öğrenmelerine yardımcı oldukları için seviyoruz. Üçüncü aydan itibaren tüm bebekler içindir. 

 

 

Bir boomads advertorial içeriğidir.

3 Kasım 2015 Salı

Sağlık İçin


Dünkü meşakkatli doktor kontrolümden sonra bugün de dahiliye doktorumla randevum vardı. Uzun bir bekleyişten sonra aç bilaç doktorumla görüşme fırsatım oldu. B12 değerlerimin çok düşük olması nedeniyle ve genel değerlendirme yapmak için kan tahlili isteyince mecbur laboratuvarda iki tüp elimde sıramı beklemeye başladım. Ağlayan çocuklar , canı yanan teyzelere bakarken halleri nedense bana komik geldi. Taa ki bana sıra gelene kadar. Daha önce defalarca kan vermeme rağmen nedense bu sefer damarım bulunmamak için elinden geleni ardına koymadı. Sağ kol , sol kol yok yok.  Nereye gitti bu damar. En iyisi el üstünde tutalım sizin asil kanınızı dediler el üstünden aldılar. Canımın yanmaması için elinden geleni yapan hemşire hanım bir kere daha kalbimi fethetti. Genelde anlayışlı hemşireler parmakla sayılacak kadar az olduğundan bu tatlı hemşireye bayıldım bayıldım. Sonuçların iyi çıkması yüreğime su serpti ama B12 iğnelerine devam. Aynı düzende herşeye dikkat ederek kontrollü olmaya devam. Sağlık bu şakaya gelir yanı yok. Özellikle de ruhumun çook  ama çok dinlenmeye ihtiyacı var.

2 Kasım 2015 Pazartesi

Ruhum çok yorgun

Rahatsızlığımın son durumunu merak edip soran can dostlarım. Her ne kadar iyiyim desem de bir aydan fazla süredir , tansiyon ,kalp çarpıntısı, yorgunluk, halsizlik belirtileri gösteren bedenim, anksiyete bozukluğu ve anksiyete ataklarıyla günlük hayatımı oldukça güçleştirecek bir boyuta ulaştı. Son zamanlarda yaşadığım hayal kırıklıkları, kalp kırıklıklarına , değmeyecek insanların çirkin davranışları için gereksiz üzüntülerim sonucu bedenim artık tehlike sinyalleri vermekle kalmayıp aynaya baktığımda kendimi tanımayacak hale getirdi. Bugünlerde kullandığım ağır  ilaçların etkisinden dolayı  sürekli uyku halinde zihnimi toplamakta zorlanıyorum. Bu yüzden eskisi kadar yazı yazamıyorum. Ruhum çok yorgun .Her ne olursa olsun inadına ayaktayım , inadına yıkılmayacağım. Biliyorum ki bu günler geçecek ve ben eskisinden de çok iyi olacağım ve  yine biliyorum ki bana yaşatılan en küçük sıkıntının bile aynısını yaşamadan insanlar bu dünyadan göçüp gitmeyecekler. 

1 Kasım 2015 Pazar

Ben oyumu kullandım

Haftalardır gerek ülke gündeminde gerekse yaşadığımız olaylarda ne olacağını merakla beklediğimiz gün geldi çattı. Her duyarlı  ve aklı başında bir vatandaşın yapması getektiği gibi oyumu kullanmanın huzuru içindeyim . Kaderin hoş bir cilesidir ki , oy kullandığım sandığın bir anasınıfında olması beni ayrıca sevindirdi. Şimdi heyecanla akşam olmasını bekliyorum , ülkem için hayırlısı neyse onun olması en büyük dileğimdir .Bekleme sürecinde bitki çayımı ve  sağlıklı atıştırmalıklarımı ihmal etmiyorum tabiki , Rahatsızlığımın seyrinin değişmesi nedeniyle daha fazla dikkat etmem gereken bir dönemdeyim, önce sağlık.

29 Ekim 2015 Perşembe

Cumhuriyet Bayramı'mız

Cumhuriyetiminiz 92. Yıl dönümü bugün . Hem çok heyecanlı bir o kadar hazin yüreğim. Son günlerde yaşananlar , çekilen acılar benim güzel ülkeme hiç yakışmıyor. Düşünüyorum nerede hata yapıyoruz , neyi eksik yapıyoruz ya da yapmıyoruz. Artık birşeylerin ve insanların değişme zamanı. 92 yıl öncesinde olduğu gibi sen ben demeden tek yürek olma zamanı .Nereye doğru gidiyoruz diye düşünüp ,Büyük Atatürk'ün emanetine sahip çıkma zamanı . Buruk bir sevinçle de olsa Canım vatanım Güzel Ülkem ,Türkiyem  doğumgünün kutlu olsun . Cumhuriyet Bayramı'mız kutlu olsun.

25 Ekim 2015 Pazar

Bir yastıkta 55 yıl

Bugün annemle babamın evlilik yıldönümleri . 25 Ekim 1960'da attıkları ilk adımla ; dört çocuk, üç gelin , dört torun sığdırdıkları 55 yıl. Sağlık memuru olarak başlayıp sonrasında iki çocuğuyla okuyup öğretmen olan babam , gerek öğretmenlikte gerekse idarecilik yaptığı dönemlerde kendini mesleğine adamış bir öğretmen maaşıyla  çocuklarının hepsini üniversite okutup mesleklerimizi layıkıyla yapmamız , dürüstlükten ayrılmamız için bizi en güzel şekilde yetiştirmiştir. Annem  görmüş geçirmiş ,tam anlamıyla kendini bizlere adamış gecesini gündüzüne katmış babama her konuda destek olup bizlerin bizlerin bugünlere gelmemizdeki en büyük pay sahibidir. Bizler de iyi evlatlar olmaya çalışıp elimizden geldiğince onları kırmadan , bir dediklerini iki etmeyiz. Aile bireylerimizin de birbirlerine olan tutkunluğu ailemizin her durumda mutlu olmayı bilmesi ve birbirimize duyduğumuz büyük sevgi ve saygıdan kaynaklanıyor. Babam özel günlere ayrı bir önem verir. O güne dair mutlaka bir hediyesi olur. Son yıllarda bayramlarda sıklıkla yaptığımız gibi mutlaka o güne dair bir de fotograf çekmemizi ister. Bugün de giyinip süslendiler . Sanki 55 yıl öncesindeymişiz gibi bir telaş bir heyecanla . bana da onların bu anını ölümsüzleştirmek kaldı. . En büyük zenginliklerinin hayırlı evlatlarının olduğunu dile  getirip dualarını üzerimizden eksik etmeyen annem ve babamın bir yastıkta daha nice yıllara sağlıkla erişmelerini diliyorum. Allah onları başımızdan eksik etmesin . 

20 Ekim 2015 Salı

Saman Zaman İçinde

Eskiden mevsim şeritlerinin ya da takvimlerin ne güzel resimleri olurdu. Hele yabancı takvimlerin resimlerine bayılırdım. Her mevsimin her ayın özelliğine uygun resimler bir masal kitabının sayfalarında kayboluyormuşsunuz hissini verirdi. Nedense sonbahar mevsiminde kullanılan resimlerdeki renk cümbüşü beni içine çeker o manzaradaki yerimi alırdım. Sarının , kırmızının , turuncunun binbir tonunda küçük bir çiftlik evi. Balkonunda sallanan sandalyede üzerinde uyuyakalmış bir kedi. Bahçesinde yaprakları dökülmeye başlamış ağaçlara kurulmuş salıncak . Korkuluk ve ayçiçekleri ,küçük bir at arabasına sıralanmış bal kabakları , elma , ayva , nar , kestane , ceviz sepetleri . Çitin kenarına yığılmış  saman balyaları . Geçenlerde çektirdiğim bu resim beni sonbahar manzaralı resimlerde yeniden yolculuğa çıkardı. Samanlıkta iğne ararcasına çocukluk  günlerimi  bir daha yaşayamayacak olmam ve hazanın hazinliğinde poz verdim kameraya. İçimdeki çocuktu el sallayan o günlere.

15 Ekim 2015 Perşembe

Gelin mi Kaynana mı ?


Bu resmi ne zaman görsem huysuz aksi bir kaynana , taze , tecrübesiz , sultanlara selam vermeyen bir gelin görürüm. Gelin kaynana geçimsizliği  sanki bu resimde anlamını bulmuş.Kaynana-gelin anlaşmazlığına dair ilk veriler 4 bin yıl öncesine kadardayanıyor. “Bundan 4 bin yıl önce yaşayan genç bir kadın, kocasına gönderdiği çivi yazılı mektupta: “Annenden çok çekiyorum. Bir an önce dön ve beni bu kadından kurtar” diye sesleniyor.  Yüzyıllardır süregelen gelin kaynana çatışması , toplumun insanlara yüklediği misyonların ön yargıları desteklemesi nedeniyle günümüz toplumunda da devam etmektedir. Kırsal kesimden , kent yaşamının  evine kadar her kesimden ailenin bazen kötü sonuçlar doğuran çatışmaları mani , fıkra , şarkı , masal , atasözleri , filmler ve ninnilere konu olmuştur. " kızım sana söylüyorum gelinim sen işit" deyimi günlük yaşamımızda hala kulanılmaktadır.Peki nedir bu bitmez tükenmez çatışmanın sebebi? Kayınvalidenin yaşı gereği" tecrübeliyim , herşeyi ben bilirim , gelin bana hürmet etmek zorunda oğlumu yıllarca baktım büyüttüm el kızı aldı , ben büyüklerimden böyle gördüm" tavrı mı ? Yoksa gelinin sadece eşiyle kurduğu yeni dünyada bağımsız olma isteği mi ? Gelin kaynananın bazen tatlı bazen sonuçları boşanmaya kadar varan çatışmaları sırasında arada kalan damada ne demeli peki ? Hele ki iki taraf arasında denge unsuru olamıyorsa vay o damadın haline dedirtir insana . Bazılarından çok duyarız " o benim gelinim değil kızım " diye . Söyleyişinde bile bir eğretilik bir samimiyetsizlik hissi bırakır kişide. Hiç kimse öz evladının yerine geçemeyeceğini bilir ele güne karşı iyiymiş izlenimi yaratmak ister. Bunun yanında tabiki istisnalar var . Buradaki en büyük neden de iki tarafın birbirini olduğu gibi kabul etmesi , düşüncelerine saygı duyması ve en önemlisi empati kurmayı bilmesinde yatıyor . Çevremde gördüğüm gelin kaynananın iyi ilişki içinde olduğu ailelerde en az bir tarafın özverili olup , kusurları görmezden gelerek , büyüğe ya da küçüğe saygı duyarak, damadın iki tarafı da idare etmeyi bilmesi sorunları minimuma indiriyor. Gelin kaynana çatışmaları edebiyatımızda geniş bir yer sahiptir. İlk görev yerim Kastamonu'da özü bozulmamış Anadolu insanının yüzyıllardır süre gelen   Geleneklerimizi hala devam ettirdiklerini gözlemlemiştim. Yüzümde hoş bir tebessümle dinlediğim kavgayla başlayan sonu tatlı biten atışmalarından örnekle Kastamonu'nun güzel insanlarına selamımı gönderiyorum.

KAYNANA                                GELİN 
Kayınnayım bakarım               Herşey yaparsın kaynana 
Kız görmeğe çıkarım              Beşli takarsın kaynana 
Eğer kız beğenirsem              Daha kırkım çıkmadan 
İki beşli takarım                      Başa kakarsın kaynana 

Gelin kırkın dolmadı               Gelme benim odama 
Böyle hilaf olmadı                  Karışma benim modama 
Kaynananla uğraşma            Saçlarını yolarım 
Daha kınan solmadı              Gözükürüm adama 

Seni evden atdurun              Oğlun bensiz yatamaz 
Altunları satdurun                 Altınları satamaz 
Akşam oğlun gelince           Ben oğlunu kandırdım 
Sana dayak atdurun            Bana dayak atamaz 

Seni düzenci seni                Evinin önünde arı 
Hani severdin beni              Entari giymiş sarı 
Dilin tut hanım gelin            Sen beni eve koyma 
Bu evde komam seni          Paçası boklu karı 

Gel enne deyve bana          Tatlı söyle sözünü 
Kanım kaynasın sana          Sat evdeki kızını 
Böyle durgun durulmaz      Karışmazsan işime 
Oturalım yan yana              Öperim gül yüzünü 


Herşeye karıştı elim           Canımdan bıktım ana 
Benim de durmadı dilim    Canını sıktım ana 
Hakkımı helâl ettim            Hakkını helâl eyle 
Kızımdan tatlu gelin           Hatırın yıktım ana



11 Ekim 2015 Pazar

Soğudum

Sevdiğim karikatür kahramanlarından Bahattin'in o kadar doğru tespitlerle karşımda olmasına hem çok gülüyorum hem de şaşırıyorum. Bugün tesadüfen rastladığım karikatür son zamanlarda benim ruh halimi yansıtır nitelikte. Gerek kendi yaşantımda gerekse ülkemin son günlerde içine sürüklendiği olaylar nedeniyle insanlardan soğudum. İnsan hayatını hiçe sayıp , ötekileştirenlerden soğudum. 
Sözünün eri olmayan adam sıfatında dolaşanlardan soğudum. Zorbalıkla bir şeyi elde etmek isteyenlerden, yapıp edip hiçbir şey olmamış gibi davranan pişkinlerden, gözünü para hırsı bürümüşlerden , yalancılardan ,kalbimi bin parça edenlerden, insanları iğnelemeyi meziyet edinenlerden, farklı dünya görüşüne sahip olduğunuz için sürekli açığınızı arayanlardan ,sözüyle davranışı çelişenlerden, köşeye sıkışınca kaçanlardan , ciğerci kedisi gibi etrafımda dolaşanlardan , her gün yeni bir ölüm haberi veren televizyondan , yanlı yayın yapan gazetelerden , son model telefonunu gözümüze sokan görgüsüzlerden , hastaya müşteri muamelesi yapan doktorlardan , kalbi fesatlardan , hayatını politik görüş üzerine oturtup insanları buna göre değerlendirenlerden ,yarım yamalak bilgileriyle üstünlük sağlamak isteyenlerden , sosyal medya hesaplarımı karıştıran bu sırada benim farketmediğimi sanan aklı evvellerden  soğudum işte soğudum. Mümkünse benden uzak Mısır'a sultan olsunlar .
Not : Resim alıntıdır.

6 Ekim 2015 Salı

Bir Avuç Alıç


Çocukluğumda , mahallelerin , komşulukların daha bir sıkı olduğu , semt pazarlarının köyünden ekip biçtiğini getirip küçük tezgahında satan özü bozulmamış köy insanının olduğu yıllarda ,her hafta mahallemize kurulan pazara annemle giderdik. Sonbaharda pazarları daha bir severdim. Sıcak renklerin her tonunu gördüğümüz meyve ve sebzeler güneşin solgun yüzüne inat içimi ısıtırdı.Elma , nar, ayva, armut,havuç, karnabahar,pırasa,ıspanak tezgahlarının arasında köy dağlarından toplanıp , pamuk ipliğine dizildikten  sonra tezgahta yerini alan sarılı kırmızılı alıçları  bir mücevher kolye gibi hayranlıkla izlerdim.  Bir dizi alıçtan kolye alıp boynuma takıp tek tek kopararak yemeye başlardım.Damağımdaki tatlımsı lezzet hemen bitmesin diye yavaş yavaş yer keyfini çıkarırdım. Alıçtan yapılmış kolyelere evimize çok yakın ilkokulumuzun önünde de görürdüm.Çocukluğumun en saf yıllarınn bu unutulmaz lezzeti ve kokusu ,buruk sevinçler yaratır yüreğimde.Şimdilerde her gün televizyonlarda  alternatif tıp uzmanı diye  ekranın baş köşesine kurulan amca ve teyzelerin  faydalarını saymakla bitiremedikleri alıç , sanki yeni görücüye çıkmış genç kız gibi daha bir önemli olmuş . Halbuki doğa anne her mevsim dağlarında , bahçelerinde öyle güzellikler sunuyor ki , bunları başkaları söylemeden kıymetini bilip , her şeyi zamanında ve en doğalını yemek gerekiyor. Köy insanının daha sağlıklı ve uzun ömürlü olmasının ilk şartlarından biri de bu meyve ve doğal yiyeceklerle beslenmesi oluyor. Hafta sonu köy ziyaretinde bulunma fırsatımız olunca , sürülmüş tarlaların ortasında bir alıç ağacı bulmanın keyfiyle bir avuç da olsa toplama şansı yakaladım.Bizden önce çobanların , köylülerin topladığı alıçlardan geriye kalan  bir kaç taneydi nasibimize düşen. Çok çok toplayabilseydim, eski günlerdeki gibi ipe dizip boynuma asacaktım alıçtan kolyemi. Bu sefer bir avucuma sığdırdığım mercan taneleri kadar kıymetli alıçlarımı kokusunu içime çeke çeke , tadına vara vara tek tek yedim , çocukluğumun sonbaharlarına gönderme yaparak. 

Öne Çıkan Yayın

Yalnızlığa Dair

Birine bağlanamayacak kadar        kalabalık yalnızlıklarım         var benim .  Tigris