nostaljik yazılarım etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
nostaljik yazılarım etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

2 Şubat 2017 Perşembe

Kahveli Söyleşiler 2

Kahveli Söyleşiler 2 

Selam Dostlar,
Gün akşama kavuşurken içimde ilham perilerini tutabilene aşk olsun.
Şu akşam üstü saatlerinde ne var bilemedim bana o kadar huzur veriyor ki?
Bugün yazılarımı  karıştırırken, "Kahveli Söyleşiler" başlığında bir yayınımla karşılaştım .
Ben nasıl oldu da unuttum bu başlığı?
Eh yoğunluk insanı unutkan yapabiliyor.
Yazıyı hatırlamak isteyenler , ya da okumamış dostlarım için Kahveli Söyleşiler
Siz yazıyı okurken ben bir kahve yapayım. Sizlerle kahvemi  yudumlarken de ikincisini yazmaya koyulayım .
Evet efendim nerde kalmıştık ?
Misafir salonun baş köşesindeki divana oturtulduktan sonra, ev ahalisi tarafından göz hapsine alınır hoş beşten  sonra daha daha nasılsınız kısmına geçilirken , teyzenin bir göz işaretiyle evin en küçük kızı  tarafından,yani ben, Pereja limon kolonyası, büfenin sürgülü camı dikkatle açılarak,  önce misafire ev ahalisine yaş sırasına göre dökülür. Büfenin üzerindeki yeşil saplı kristal  şekerliğe konmuş kağıtlı şekerlerden ikram edilir. Bazen bu şekerlikte büyük teyzemin yırtdışından getirdiği şeker ya da çikolata da bulunurdu. Ama hiç boş kalmazdı yeşil kristal şekerlik.
Misafirin trabzon şiveli hoş sohbeti eşliğinde , bakır altlıklı porselen demlikte demlenen çayın buram buram kokusu evi sarardı. Teyzem çayı mutlaka harman ederdi. Bergamot aromalı, yurtdışından gelmiş çay ve çaykur'un o zamanlar sarı paketli çayını belirli oranlarda karıştırırdı. Gelen misafir de bu çayı çok sevdikleri için demlik ocaktan hiç inmezdi.
Çaylar geniş ağızlı yaldızlı bardaklara dikkatle konur, porselen acem tabaklar işli bakır tepsiye dizilir , ikram edilirdi. Bu işi genellikle teyzem yapardı. Ceviz aslan bacak sehpalar misafirin kolay ulaşacağı şekilde yanına konur, peçete ve şeker dağıtımı yine evin en küçük kızına düşerdi.
Çayın yanında mutlaka ikram edilecek nefis fındıklı kek ya da kurabiye olurdu.
Akşam güneşinin eve vuran son ışıklarına kadar oturulur kah gülünüp söylenir kah eski günler yad edilir gözlerden akan yaşlar eşlik ederdi anılara.  Misafirin kalkmasıyla birlikte divan örtüsü düzeltilir, sehpalar silinip yerine kaldırılır, yerler gırgırlanırdı.
Komşuların evinden  çok yüksekte olan bu evin en güzel yanı da ,cam kenarındaki divandan dışarıdaki renkli dünyayı izlemekti. İşlek bir cadde üzerinde bulunan evimizin geleni gideni de hiç eksik olmazdı.
Yaz akşamları sokaklar insanlarla dolar taşardı. Sahilde kurulan fuara giden bu insan seli en güzel bizim evden görünürdü. Gecenin geç saatlerine kadar devam ederdi bu kalabalık. Yukarıdan aşağı gelenler bu sefer dönüşe geçerlerdi. Kucaklarında uyuyan yorgun çocukların bileğine bağlı uçan balonları pencerenin hemen altından göz kırpardı. Sokak lambasının cılız ışığına insan silüetleri karışırdı. Bazen de hızlı adımlarla caddenin karşısına kaçan fare ve peşindeki tekir kedi olurdu manzaradaki. Televizyonun tek kanallı siyah beyaz olduğu dönemlerdi ve çoğunlukla radyonun sesi yankılanırdı . Akşam faslı ,kürdilihicazkar makamından dem vururdu.Fuara gitme arzusuyla her akşam mutlaka izlenirdi bu insanların telaşlı kalabalığı.
Ta ki bir akşam teyzemin gönlü olup da bizi de fuara götürene kadar.
Fuara gidişimde kalalım devamını merakla bekleyin dostlarım.
Sevgiyle
                                                                                                 02.02.2017
                                                                                                    Tigris


1 Ekim 2016 Cumartesi

Ah Nostalji

Ahhhh bugün yine nostalji rüzgarları esti durdu buralarda. Şu sefertası varya şu sefertası,babamın karnını az doyurmamış. Bilmeyenler için söyleyeyim, eskiden öyle dışardan yemek yenmezdi. Herkes evinde pişirir,herşeyi doğalından tüketirdi.
Sonradan sonraya lokantalar, restoranlar ve fast food cezası çıktı başımıza. İnsanlar da teknolojik gelişmeyle birlikte tembelliklerine yemek yeme alışkanlıklarını da dahil ettiler.
Anneme sordum da bu sefertası ne zaman alındı hatırlayamadı. Düşünüyorum da iyi ki alınmış her ne kadar şimdilerde kullanılmasa da sağlıklı doğal yemekleri hatırlatır bana bir de  mavi kolluklu memurları. 
Çok eskilerde bakırdan yapılmış üç katlı sefertasları zaman içinde  emaye, alüminyum, çelik ve plastik malzemeden üretilenlere yerini bırakmış. 
 Bakmayın siz öyle mahzun durduğuna .Gün gelecek sağlıklı besinler tüketmenin önemiyle birlikte yeniden eski şaaşalı günlerine dönecek. Kendisi gibi bizi de derleyip toplayacak . Üç çeşit bir arada ama birbirine karışmadan, sıcacık sunacak güzellikleri. 
Bilmem sizlerin evinde de var mı sefertası ya da sefertasında yemek yenilen günleri hatırlayanlar ?

27 Haziran 2016 Pazartesi

Nostaljik Pazartesi:28 Puzzle Tutkusu

Puzzle

2002 yılından beri puzzle 'larla olan dostluğum gün geçtikçe arttı.Otuzdan fazla büyüklü küçüklü tablom  bir tane de puzzle saatim oldu.1500'lük parçayla hiçbir bilgim olmadan  işe başladığımda geceli gündüzlü 15 günde tabloyu tamamladım. Sonrasında tercihim daha az sayıda parçalar oldu. Artık hobi halini alan , evimde zaman zaman değiştirerek asıp, bakmaktan keyif aldığım küçük renkli parçalar gerek yapımı gerekse sonrasında benim için ayrı bir mutluluk kaynağı. Başlarken tek tek pirinç ayıklar gibi aynı renklerdeki parçaları ayırmak, sonrasında bir araya getirmek, önce kenarlardan başlayıp ,ortaya doğru ilerlemek, yanlış bir parçayı yanlış yerde birleştirdiğimde kendime gülmek. Puzzle'ı  tamamlayıp çerçevelettirmeye götürdüğümde rengine , dokusuna uygun çerçeve seçmek, keyifli bir uğraş. Yeğenlerime  yaptıklarım haricinde , puzzle'ları kimseye hediye etmedim. Bu zamana kadar beni en zorlayan  ,halen yapmakta olduğum çok küçük parçalı puzzle oldu. Hali hazırda 2 tane çerçevelenmeyi bekleyen ve iki tane de  hiç açılmamış yapbozum var.Renkli küçük parçaların bir  araya gelmesi için geçen süre tam bir sabır işi.Sonuç herşeye bedel. 

Puzzle

20 Haziran 2016 Pazartesi

Nostaljik Pazartesi: 27 Ey EGO

                     
Ey EGO
                     
İşe giderken  dolmuş kullanıyorum . Genellikle aynı saatlerde minibüse bindiğim için bizden mezun olmuş ortaokula giden öğrencilerimle karşılaşırım . Onca yorgunluklarına ve kitaplarla dolu çantalarına rağmen hemen ayağa kalkarlar yer vermek için yarışırlar . Bense her seferinde üzülürüm ama aynı zamanda gurur duyarım . Gençleri bilirsiniz kendi aralarında konuşup şakalaşmayı severler. Ama kimseye zararları olmadan kendi aralarında eğlenirler. Ben de onları gözlemlerim .Dün yine öğrencilerimle birlikte  çok kalabalık minibüste yol alıyorduk.Arkadan bir ses yükseldi. Burada öğretmeni görmüyorsunuz , ne biçim çocuklardınız diye söylenmeye başladı. Ben gayri ihtiyarı üzerime alındım. Beni tanıyan biri ayaktayım diye çocuklara kızıyor sandım . Ses devam etti . Ben bilmem şu okulda öğretmenim  , öğretmeni tanımıyorsunuz , çocuklara olanca gücüyle kızmaya devam ediyordu.İşin ilginci kızdığı çocuklardan oturan yoktu ki . Kimmiş  bu öğretmen diye arkamı döndüğümde , üstü başı özensiz saç baş dağınık bir bayanla karşılaştım.Hani derler ya "öğretmen demeye bin şahit lazım " aynen öyle . Çocukların hepsi başını önüne eğöiş kıpkırmızı bir yüzle hakaretleri dinliyorlar.Artık dayanamadım . Çocuklar bu kalabalıkta ne yapsınlar , onlar da çok yorgunlar dedim . Okula geldiğim için inmek zorundaydım. Gün boyu çocukların düştüğü durum aklımdan çıkmadı.nedir bu öğretmendeki ego patlaması diye düşündüm ve onun adına çok üzüldüm .Bu kişiyle aynı mesleğe mensup olduğum için utandım .

13 Haziran 2016 Pazartesi

Nostaljik Pazartesi: 26 Hakkımda Bilmediğiniz 11 şey

Geçen seneki mim etkinliğini yeniden gündeme getirmek istedim. Ben soruları cevapladım sıra sizde
Sevgili blog dostlarım , yine keyifli bir mim etkinliğinde değerli dostum ve aynı zamanda bana çok uğurlu gelen sevgili Nahide Zerayak beni mimlemiş. O ister de ben hiç cevaplamaz mıyım ?
Hakkımda Bilmediğiniz 11 şey neymiş bakalım ?
1- Elinizde sihirli bir değneğiniz olsa neyi veya neleri değiştirmek isterdiniz?
  Ah nerde o değnek , bir elime geçirsem bakın bakalım dünya tersine döner mi dönmez mi? Bütün kötülere dokunup sevgi ile cezalandırırdım. İnsanların çocukların gözünden dünyaya bakmaları için değneğimi şöyle bir sallardım. Saf ve temiz duygulu insanlar olmalarını sağlardım.

2- Mesleğinizi değiştirseydiniz hangi meslek dalını seçerdiniz Veya ne olmak isterdiniz? 
  Mesleğime aşık bir olarak kolay kolay değiştirmek istemem ancak bütün hayalim edebiyat üzerine olduğu için köklü bir lisede edebiyat öğretmeni olup öğrencilerimi edebi sanatın engin denizinde yüzdürmek isterdim.

3-Bir gün boyunca aç kaldınız ( Ramazan'da olduğu gibi ) ilk ne yemek isterdiniz?
Önce su diyorum da başka bir şey demiyorum. Yemeğe gelince o günkü payımıza ne düşerse şükredip yerim.

4-Bir dalga olsaydınız nereye vururdunuz? 
 Küçük bir kıyı kasabasında yaşlı balıkçının teknesini yalar geçerdim.
5-Issız bir adada yanınıza alacağınız 3 kişi?
Bir eşim olsun iki çocuk da yeter ki bana
6-En çok görmek istediğiniz şehir veya ülke ? 
Türkiye'de en çok Mardin'i görmek isterim . Dünya'da artık imkanlar dahilinde her yeri görmek mümkün. Ben düşler ülkesinin güzelliklerini her zaman görmek isterim.
7-Asla giymem dediğiniz renk hangisidir? Neden?
 Beni tanıyanlar çok iyi bilir ki kahverengi asla ve asla giyemeyeceğim, başkalarına da hiç yakıştıramadığım ruhumu daraltan bir renk. Kahverengi en çok doğaya , kahveye ve çikolataya yakışıyor .
8- Bayramda ne yapacaksınız? 
Bu sene bayramda İzmir'de büyük abimlerde toplandık. İzmir'in , yeğenlerimin ailemle birlikte olmanın tadına varacağım .
9- Ölmeden önce yapılacaklar listesine ekleyeceğiniz 3 şey?
Son yıllarda uzun vadeli planlar yapmayı hiç sevmiyorum. Günlük ne yaşarsam kar sayıyorum. Her gün bir iyilikte bulunmak listemde daima var .
10-Bir uçurumun kenarındasınız tam atlayacaksınız O an aklınıza bir şey geldi o gelen şey nedir ?
 Şeytan yine soğuk şakalarından birini yapıyorsun , sana uymayacağım .
11-Yerde 50 TL bulsanız ne yaparsınız? 
  Yerde bırakmam alırım , gerçekten ihtiyacı olan birini bulup veririm ya da çocuklara bir şeyler alıp dağıtırım.
   Sorularımız bu kadar . Gelelim cevaplarını beklediğim dostlarıma
Kips Kipskips
Didemika
Yazarki


6 Haziran 2016 Pazartesi

Nostaljik Pazartesi:25 Gelin Cuması

 Daha önceki yazılarımda yaşlı insanlarla sohbet etmeyi çok sevdiğimi belirtmiştim. Zamanında benim oturduğum apartmanın yerinde iki katlı ahşap eve gelin gelen bu yüzden beni daha başka seven Nuran Teyze ( komşucuğum) bugün beni çaya davet etti. Eski yaşamlara ilgim olduğundan hep eskilerden anlattık durduk. Çocukluğumun ucundan da olsa yakaladığım bazı gelenekleri anlattıkça hem çok şaşırdı, hem de o da yaşadıklarını benimle paylaştı. Anne tarafım Trabzon'lu olduğu için çocukluğumun yaz ve kış tatilleri hep Trabzon'da anneannemim üç katlı ahşap evinde geçmiştir. Bugün geleneklerden bahsederken çocukluğumda Trabzon'da yaşadığım bir gelenekten bahsettim. Hafızamda öyle bir yer etmiş ki sanki dünmüş gibi gözümün önünde canlanıverdi yaşadığım o güzel anı. Anneannemler iki katlı ahşap evlerden oluşan ve Trabzon'un köklü ailelerinin bulunduğu bir mahallede yaşıyorlardı. Evimizin karşısında bulunan hatta benim annemin kına gecesinin de bahçesinde olduğunu sonradan öğrendiğim çok güzel bir konak vardı. Konağın sahiplerinden küçük kızları yeni evlenmişti. Teyzem" bugün gelin cuması var uslu durursan seni oraya götürürüm "dedi.Ben ne olduğunu bilmediğim  için hem de o evin içini çok merak ettiğimden  gitmek için sabırsızlanıyordum. Yeni gelin bir hafta sonra cuma günü annesinin evine gelir ve konu komşu da onu görmeye gelirmiş. Neyse biz de giyindik süslendik doğru gelini görmeye . Kocaman bir ahşap bir kapıdan fıskiyeli bir havuzun bizi karşıladığı avludan içeri girdik ,çift taraflı merdivenlerden çıkarak yarı açık yüksek ahşap kapıdan içeri süzüldük. Sofaya dizilmiş sandalyelere gelen misafirlerin bir kısmı oturmuş baş köşede oturan gelini süzüyorlar. Gelinin üzerinde gelinliği teli duvağıyla göz kamaştırıyordu. Gelen misafirler ellerinde küçük hediyeleri  maşallah  nidalarıyla geline hayırlı dileklerde bulunup , büyükler el öptürüyorlardı. Bir sandalyeye ilişip  olanı biteni meraklı gözlerle izliyordum. Bir yandan da evi gözlemliyordum. Girişte sağda bulunan ceviz konsol ve üzerindeki altın  varaklı çerçeveli Taş aynadan gözlerimi alamıyordum. Konsolun üzerindeki ince cam işçiliğiyle süslenmiş iki karpuz lamba ve ortada asılı duran avizeyle bir örnekti. Sağdaki ceviz büfede son derece ince porselenden yapılmış fincan takımı ve ince camdan şerbet takımı iğne oyası örtüyle zarafetlerini tamamlıyorlardı. Ben konağın büyüsüne kapılıp düşlere daldığımda ev sahiplerinden olduğu anlaşılan genç bir hanım elindeki gümüş tepsiye sıralanmış yaldızlı limonata bardaklarıyla bizlere limonata servisi yapıyordu. Ceviz büfedeki fincanların desenindeki porselen pasta tabaklarında sunulan un kurabiyeleri ile birlikte içtiğim limonatanın ve un kurabiyesinin tadı tarif edilemez lezzetteydi. Bir süre daha oturduktan sonra ziyareti sonlandırıp eve dönmüştük. Ama benim aklım hala o evde ve gelindeydi. Bir daha hiçbir yerde böyle bir geleneğe rastlamadım.
Not: Resim annemin kına gecesinden

30 Mayıs 2016 Pazartesi

Nostaljik Pazartesi :24 Bir Avuç Alıç


Çocukluğumda , mahallelerin , komşulukların daha bir sıkı olduğu , semt pazarlarının köyünden ekip biçtiğini getirip küçük tezgahında satan özü bozulmamış köy insanının olduğu yıllarda ,her hafta mahallemize kurulan pazara annemle giderdik. Sonbaharda pazarları daha bir severdim. Sıcak renklerin her tonunu gördüğümüz meyve ve sebzeler güneşin solgun yüzüne inat içimi ısıtırdı.Elma , nar, ayva, armut,havuç, karnabahar,pırasa,ıspanak tezgahlarının arasında köy dağlarından toplanıp , pamuk ipliğine dizildikten  sonra tezgahta yerini alan sarılı kırmızılı alıçları  bir mücevher kolye gibi hayranlıkla izlerdim.  Bir dizi alıçtan kolye alıp boynuma takıp tek tek kopararak yemeye başlardım.Damağımdaki tatlımsı lezzet hemen bitmesin diye yavaş yavaş yer keyfini çıkarırdım. Alıçtan yapılmış kolyelere evimize çok yakın ilkokulumuzun önünde de görürdüm.Çocukluğumun en saf yıllarınn bu unutulmaz lezzeti ve kokusu ,buruk sevinçler yaratır yüreğimde.Şimdilerde her gün televizyonlarda  alternatif tıp uzmanı diye  ekranın baş köşesine kurulan amca ve teyzelerin  faydalarını saymakla bitiremedikleri alıç , sanki yeni görücüye çıkmış genç kız gibi daha bir önemli olmuş . Halbuki doğa anne her mevsim dağlarında , bahçelerinde öyle güzellikler sunuyor ki , bunları başkaları söylemeden kıymetini bilip , her şeyi zamanında ve en doğalını yemek gerekiyor. Köy insanının daha sağlıklı ve uzun ömürlü olmasının ilk şartlarından biri de bu meyve ve doğal yiyeceklerle beslenmesi oluyor. Hafta sonu köy ziyaretinde bulunma fırsatımız olunca , sürülmüş tarlaların ortasında bir alıç ağacı bulmanın keyfiyle bir avuç da olsa toplama şansı yakaladım.Bizden önce çobanların , köylülerin topladığı alıçlardan geriye kalan  bir kaç taneydi nasibimize düşen. Çok çok toplayabilseydim, eski günlerdeki gibi ipe dizip boynuma asacaktım alıçtan kolyemi. Bu sefer bir avucuma sığdırdığım mercan taneleri kadar kıymetli alıçlarımı kokusunu içime çeke çeke , tadına vara vara tek tek yedim , çocukluğumun sonbaharlarına gönderme yaparak. 

23 Mayıs 2016 Pazartesi

Nostaljik Pazartesi: 23 Garip Kemancı


Bazen yolunuz öyle bir insanla kesişir ki bambaşka ufuklara doğru akar gider zaman. Yirmili yaşlarımın başında  tam da bugünlerde tanıdığım ve yaşamımın güzelliklerden yana yönlenmesinin baş rol oyuncusu .Müziğin eşsiz büyüsüne kapılıp , hayata başka pencerelerden bakan ve benim de bakmamı sağlayan bir çift ela göz. Mütevaziliğin zirvesinde ,hayatı basite indirgeyip  anlık yaşayan ,  kendini "Ben bir garip kemancıyım ne gerek bana gümüşlü zurna " diye tabir edip paranın sadece bir araç olduğunu her defasında gösteren ,yaşamın hırslarına inat kemanına sarılıp yüreğindekileri arşeye döken ,bir o kadar ince ruhun sahibi. Tepeden tırnağa ,tam bir salon beyefendisi. Boş konuşmayı sevmeyen , girdiği her toplumda kendini de kemanını da  hayranlıkla dinlettiren ,şakanın dozunu esprinin yerini bilip ,kimseyi kırmayan laf sokma çabasından uzak ,nazikliği elden bırakmayan , politika din gibi hassas konularda herkesi olduğu gibi kabul eden engin bir yürek. Üç günlük dünyada geriye bırakacağı bir hoş sada olduğunu bilip , kemanından başka yar tanımayan ,yüreğimde  uşşakta başka , hüzzamda başka , kürdilihicazkarda başka yaralar açan , akan gözyaşlarımın sonuna kadar hakkını veren keman üstadı . Kendini her konuda yetiştirmiş , bulunduğu çevrenin kültürüyle yoğrulmuş  bilge kişilik , güzel insan seni tanımak benim en büyük gurur kaynağım ve şansım .Sanat müziğini bana sevdirmekle kalmayıp sunuculuğa adım atmamı isteyen ve çok genç yaşımda özel çevrelerde bulunmamı sağlayan, beni çok iyi tanıyıp sentezleyen  ve her zaman el üstünde tutup nazımı çeken " ötesi yok gız" sözüyle her defasında her konuda destekleyen kendi deyimiyle " bir garip kemancı " hayatımda hep olduğun , danıştığım her konuda bana  , doğruyu gösterip yön verdiğin için sonsuz teşekkürler , sevgiyle kal Atila Hocam .

16 Mayıs 2016 Pazartesi

Nostaljik Pazartesi: 22 Minik Yürek

Vakit geçen sene bu sıralardı. Masalmış gibi geçti gitti yine zaman. Derin'im sen de büyüdün birinci sınıfı bile bitirir oldun. Bahçede  sıklıkla karşılaşıyoruz ve sen yine koşarak yanıma geliyorsun ve sımsıkı sarılıyorsun. Özlüyorum seni güzellik.

Bazen öyle anlar olur ki ; sonsuz bir sevginin sarmaladığı güzellikte küçük bir yürek , sizi mutlu etmek için hayal dünyasının hazinelerini size sunar . Tıpkı Cuma günü yaşadığım gibi. Meleklerimden Derin , bana çay yerine sanki yüreğinin sevgi pırıltılarını sunuyordu.gözlerimdeki hüznü , neşeyi her an okuyabilen minik yüreğim , seni ve tüm meleklerimi çok seviyorum .

9 Mayıs 2016 Pazartesi

Nostaljik Pazartesi: 21 Hayata Merhaba


Geçen haftaki nostaljik yazımda Pencere Önü Sakinleri ni anlatmıştım.. Bu hafta da dünyaya merhaba dedikleri yazıyı paylaşmak istedim. Aradan tam bir yıl geçmiş


Çok değil bundan bir kaç hafta önce , bahsetmiştim penceremin yeni sakinlerinden . Pazar günü minik yavruları görünce nasıl sevindim nasıl...Hayata merhaba diyen iki minik kalp.Hayattan bezmiş ,herşeyi kendine dert eden , küçük şeyleri abartıp adeta rahat batan , dünyanın  anlamsız ritminde kaybolup yapmak istediklerini yarına erteleyen , hep birşeylere geç kalıp küçük mutluluk paylarından kendini mahrum eden yüreklere örnek olası yaşamanın çok güzel olduğunun kanıtı .Benim minik güvercinlerim büyüyüp yeni yavrular dünyaya getirecekler .Yaşamak için hep bir amaçları ve güçleri olacak.Ne duruyorsunuz, o atmakta zorlandığınız ve geç kaldığınız  küçük adımla başlayacak bütün güzellikler.

2 Mayıs 2016 Pazartesi

Nostaljik Pazartesi : 20 Pencere Önü Sakinleri

Geçen sene bu zamanlardı, heyecanla beklemişim. Evimin yeni misafirlerini.

Dün sabah erkenden kalktım,camları açıp güneşin enerjisini içimde hissetmek istedim. Perdeyi kaldırdım ki bir de ne göreyim. Benim minik bahçeme kiracılar taşınmış. Perdeyi usulca kapatmak zorunda kaldım. Bir kaç yıl öncesinde olduğu gibi  anne güvercin yuva yapmış .Yavrular çıkıp da uçmayı öğrenene kadar bu cam  açılmayacak , hatta perde kımıldatılmayacak bile .Küçükken yaz tatillerim anneannemlerin üç katlı ahşap evinde geçerdi. Çatı katını kendilerine yuva edinmiş güvercinleri her gördüğümde anneannem" aman yavrum sakın yuvalarını bozma  " diye tembihte bulunurdu. Çocuk aklımla onları korkutmamak için elimden geleni yapardım. Şimdi o günleri yeniden yaşar gibi , anneannemin kulağıma küpe sözünü hiç unutmadan bebek güvercinlerimi  ve onların uçtuğu günü görmeyi umutla bekleyeceğim .

24 Nisan 2016 Pazar

Nostaljik Pazartesi: 19 Çok Cahilsiniz

Zaman zaman çevremdeki insanları gözlemliyorum ve öyle konuşmalara şahit oluyorum ki ağzım açık kalıyor. Cahilliğin zirvesine oturmuş ve oradan inmeye de hiç niyeti olmayan kurnazlığı zekilik sanan ,bu insancıkların eğitim düzeyleriyle paralellik gösteren cümleleri , bulundukları durumun tehlikesini bir kez daha gözler önüne seriyor. Çoğunluğu ilkokul mezunu olmasına karşın lise ve açıköğretim fakültesi mezunu olanları da azımsanmayacak  kadar çoktur .Bazen laf olsun  diye ortaya atılan bir konu hakkında duydukları yalan yanlış bilgilerle mışlı mişli cümleler kurarak herşeyi o biliyormuş edasında sizi küçümser bakışlarla, çok bilmişliğini cahil cesaretinden güç alarak saatlerce savunabilecek güçtedir.Sorduğunuz soruya verecek yeterli sözü bulamayınca hakaret boyutunda sözlü saldırıya geçer , küfreder ya da sizinle alay etmeye başlar olmadı fiziksel şiddete başvurur. Hayatta elle tutulur bir özelliği olmadığı için egosunu şişirdikçe şişirir. Kendini övdükçe över. Menfaatle beslenirler ve işlerine gelmedikleri anda kaçmak tipik özelliklerindendir. Hiçbir işte başarılı olamazlar.iş değiştirmelerinin suçlusu hep başkalarıdır.Dünyanın kendi etraflarında döndüğünü düşünürler ve hayatlarından çok mutludurlar . Bütün yeniliklere kapalıdırlar ancak işlerine geleni almaktan da geri durmazlar. Televizyonda izledikleri yüzeysel programlar ve diziler dışında kitap gazete nedir bilmezler.Okudukları üç beş satırı ya da duydukları bir kaç kelimeyi de kendilerince yorumlayıp başkalarına satmaya kalkarlar. Hayatı sorgulamadan yaşadıkları için yönetilmeleri kolaydır. Para ile ilgili şeylere düşkünlükleri fazladır . Bir şeyin önce fiyatını sorgularlar. Başkalarının parası , maaşı onları çok rahatsız eder. Dedikodu yapmayı , başarılı insanların hayatlarını irdelemeyi ve bu insanlara hınç dolu " benim onlardan neyim eksik " düşüncesiyle kıskançlık duymayı severler .Üç kuruş için yapmayacakları  yoktur. Menfaatleri doğrultusunda insanları kullanmayı çok severler. Ukalalık ve küstahlıkta sınır tanımazlar. Sürekli karşısındaki insanın açığını arayıp egolarının zaferini yaşarlar. Şiddetle savunduğu bir konu hakkında sessiz kaldığınızda bilgisiz olduğunuz sanrısına kapılıp egosunu rahatlatırken düştüğü içler acısı durumu acınasıdır. Büyük harflerle aklıma kazıdığım "Cahil insan kendi kendinin bile düşmanıdır; başkasına dost olması nasıl beklenir.Sokrates " sözünden hareketle mümkün olduğunca uzak durduğum ve dışardan gözlemlemeye devam ettiğim insanlar, insancıklar çok cahilsiniz.

17 Nisan 2016 Pazar

Nostaljik Pazartesi: 18 Pardon parfümünüzün adı nedir?

Parfüm , Latince kokulu duman "perfumum" kelimesinden gelmektedir .tarihi Mısırlılara kadar uzanan ,önceleri ölüler için sonrasında kötü kokuları bastırmak için kulanılır olmuştur.Fransa parfümün merkezi olunca koku endüstrisi büyük gelişme yaşamış , en az parfüm kadar şişeleri de özel olmuştur.günümüzde Parfüm  adeta kişiliğimizin imzası haline gelmiştir.
 Parfümlere olan düşkünlüğüm , güzel kokmanın  insanlar üzerinde olumlu etkiler , enerjiler bırakmasından geliyor.
Parfümlerimi o günkü ruh halime, mevsime , gece ya da günlük kullanıma göre belirlerim. 
Herhangi bir olumsuz anı çağrıştıran kokuyu çok beğensem de bir daha asla kullanamam.yolda bazen önümün kesilip "pardon parfümünüzün adı nedir ?"sorusuyla sıkça karşılaşıyorum.Her tenin kokuyu yayma şekli başkadır. Çok beğendiğim , ancak denediğimde kendimin bile tahammül edemeyeceği kokular  olabiliyor. Parfüm seçerken ,eğer imkanım varsa önce denerim , ve ertesi gün alıp almayacağıma karar veririm . Koku seçimim her seferinde farklılık gösterse de Loccitane Fleur Cherie , Yves Rocher Comme une Evidence ,Avon Soft Musk vazgeçilmezlerim arasındadır.Resimde parfümlerimin sadece bir kısmı yer almakta ,güzel kokmayı çok seviyorum ne yapayım ? ;)

11 Nisan 2016 Pazartesi

Nostaljik Pazartesi:17 Bahar mı gelmiş ne?

Son günlerde güneşin ışıltılı yüzü bir görünüp bir kaybolsa da ; ağaçlar gelinliklerini giymişse , çimenler sarı benekli  elbiseleriyle sizi selamlıyorsa , karıncalar , arılar , kelebekler de uzun uykularından uyanmışsa ,  bulutlar sevinç göz yaşlarını çok sık döküyorsa ,bahar gelmiş mi ne ? Gelmiş gelmiş. Bu sabah farkettim ki ağaçların yaprakları görünmeye başlamış , karıncalar yolumda askerler gibi dizilip beni uğurluyorlardı.yan bahçenin çimenlerinin arasından çiçekler nasıl da güzel açmışlar.küçük bir patikada yürüyormuşum hissini veren , her gün gidip geldiğim yol ,diğer mevsimlerde olduğu gibi bugünlerde baharın müjdesini veriyor bana .Eee artık Nisan Ayına girdik. Uzun bir kıştan sonra bahar bana çok iyi geldi .Gerçi Nisan ayları yoğun tempolu olur bende hep. Olsun kimin umrunda . Bayramlar törenler nasılsa yapılacak. Ama bu bahar başka bir güzel .

3 Nisan 2016 Pazar

Nostaljik Pazartesi:16 Şükretmek

Aldığım her nefes,
Bir şükrediştir
Yaradan'a.... 
            Tigris
Ne zaman doğa ile buluşsam , sonsuz mavi kubbenin altındaki mucizeyle  başbaşa kalırım .Sükut içinde doğanın yaşam sesine kulak veririm.Kırların bahar yeşili tonu üzerine rengarenk çiçekli basma elbiseleri üzerinde huzurun doruğuna varırım .O an kelebeklerin çiçeklerle dansı içimdeki kelebeklerle yarışa girer.Gözüme takılan karıncaların  telaşında insanları görürüm , sonsuz boşlukta ne kadar da küçük ve değersiz olduğumuzu hatırlarım .Kuşların en doğal makamdan  okudukları hiç duyulmamış güzellikteki şarkılarında hüznü , sevinci hissederim .Yeni tomurcuklanmış kuru dalların arasından yakıcı sarı top burdayım diye alnıma dokunur.Başımı çeviririm maviliğe . Açarım ellerimi binlerce kez mucizenin sahibine şükrederim , aklımın eremeyeceği  sırlarla dolu yarattıklarına ve her bir güzellikte  O'nu hatırladığıma .

28 Mart 2016 Pazartesi

Nostaljik Pazartesi:15 Çocukluğumdan Kalan



Çocukluğumdan Kalan Avon  denilince çocukluk günlerim aklıma gelir.seksenli yılların başında  Türkiye' de daha adı  bilinmezken teyzem Almanya'da Avon'un temsilciliğini yapıyordu. Her gelişinde  parfümlerinden  ve diğer makyaj malzemelerinden anneme getirirdi.Ben en çok tester parfümlerine bayılırdım. Beni öpen hanımlar  "sen ne kadar güzel kokuyorsun" derlerdi.annemin en kıymetli makyaj malzemelerine imrenerek bakardım, bazen de gizlice yüzüme sürerdim. Hele kırmızı rujuna bayılırdım.Resimdeki bu makyaj ürünleri çocukluğumun en güzel anısı olarak evimde en güzel yerde duruyorlar.Yıllar sonra Türkiye'de Avon duyulmaya başlayınca tanıdık kokular benim o günlere özlem dolu bakışım oldu. 

20 Mart 2016 Pazar

Nostaljik Pazartesi : 14 Yeni Gün

Yeni gün ( nevruz) bayramının kökeni çok eski çağlara dek uzanır. O dönemde ,yaşamla ilgili herşey dört mevsimle yakından ilgiliydi.Zor koşullarda geçen çetin bir kıştan sonra toprağın uyanması doğa annenin rengarenk çiçekli yeşil örtüsünü sermesi , bolluğun bereketin gelmesiyle yeni günün kutlanması gereğiyle Nevruz geleneği  Persler'de başlamış, Zamanla  kültürler ve dinler arası etkileşimlerle kutlamalar ad değiştirerek  ,eklemeler yapılarak devam etmiş. Dinsel simgeler eklense de Paskalya , hıdırellez , nevruz hep aynı temaları içerir.Nevruz öncesi evin ve bulunulan çevrenin temizlenmesi ve o güne özel  yiyeceklerin hazırlanması seramonisi. Bayram günü çeşitli eğlencelerin , yarışmaların  yapılması , güne özel hazırlanan  s harfli yiyeceklerin yenmesi,  yumurtaların  doğadaki bitkilerle boyanarak çeşitli oyunlarla  yenmesi ,şifa veren  ve suyla haşır neşir olmak, ateş yakılması ve ateşin arındırma gücüne inanılarak üzerinden atlanması , insanların bir araya gelip dayanışma ve yardımlaşmada bulunduğu baharın bayramı daha uzun yıllar farklı kültürlerde ,farklı geleneklerle ,ortak temalarla sürer gider.

17 Mart 2016 Perşembe

Çanakkale içimi yakar


24 mayıs 2014 tarihinde ÇOGEP( çocuk ve gençler sosyal koruma ve destek programı ) kapsamında " bir hayalim var " adlı projede öksüz ve yetim çocukların yazdıkları mektuplar doğrultusunda düzenlenen Çanakkale -İstanbul gezisinde  toplum destekli  polislerimizle birlikte rehber öğretmen olarak görevlendirilmiştim. Çok anlamlı bir o kadar da sorumluluk yüklü bu görev ömrümün sonuna kadar unutamayacağım deneyimlerden olmuştu. 5 günlük gezimizin ilk durağı Çanakkale'ydi.  Her karışı binlerce şehitimizin kanıyla sulanan toprakları gezerken her seferinde çok etkilenirim.Yine duygu yüklü sahneler yaşayarak , gözlerimmiz yaşlı Büyük Abide'yi geziyorduk.Bir yandan çocuklar abideyi görmenin şaşkınlığı içinde fotograf çektiriyorlar bir yandan , merakla  sorular soruyorlar. Birkaç tanesiyle   fotograf çektiriyorduk ki birden sallanmaya başladım . Kendi kendime "burası çok rüzgarlı sanırım ondan sallandık diye düşünürken" , depremin olabileceği hiç aklıma gelmedi.Tam abidenin altında depremin olması , beni iki kere korkuttu. Birincisi çocukların paniklemesi , İkincisi de sanki oradaki şehitler  bu ülke öyle kolay kazanılmadı uyan ülkeye sahip çık der gibi işaret veriyorlardı. Bunun günlerce etkisinde kaldım.Şehitlerimizin aziz ruhları karşısında bir kez daha minnettarlıkla eğiliyorum. Ruhlarınız şad olsun. Her bir karış topraktaki kanınızda hepimizin sorumluluğu var. Yazdığınız destan hiçbir zaman hafızalardan silinmeyecek.
Ülkemin yaşadığı zor günler bir gün geçecek ve sizler ebedi istirahatgahlarınızda huzurla uyuyacaksınız.



12 Mart 2016 Cumartesi

Kalem yiyen fil


Bazı objeler var ki beni çocukluğumun dalgasız, saf duygu denizinde yüzdürmeye bayılıyorlar. İşte geçenlerde elime geçen bu masa üstü kalemtraş gibi. Kendimi bildim bileli bizim evin baş köşesini mesken etmiş bu makine, dört çocuğu üniversite okuttu.Hepsinin eline ekmeğini verdi. Hatta tatillerde onların çocuklarına da hizmet vermeyi sürdürüyor. Birini diş hekimi , birini de mimar yapacak. Diğer küçüklere de yetişecek gibi.
   Bir akrabanız yabancı ülkede yaşıyorsa, okumaya meraklı çocuklarla dolu bir eve de yurt dışundan ancak böyle bir hediye getirilirdi. Benden en az on beş  yaş büyük olan bu makine, çalışma masamızın baş köşesinden hiç eksik olmazdı. Sonradan sonraya uçlu kalemler çıksa da kurşun kalemlerle olan dostluğumuz hiç bitmedi. Diğer kalemtraşların aksine kalemin ucunu daha uzun açtığı için onunla açtığım kalemlerim daha uzun süre yazı yazardı. En çok da deposunda biriktirdiği kalem talaşı kokusuna bayılırdım.  Onu, küçük bir file benzetirdim. Açma kolunu filin kuyruğu olarak düşlerdim. Kalem açmak için kolu çevirdiğimde  çıkan sesi, filin kuyruğunu çevirdiğim için homurdandığını düşünürdüm.
   Önündeki ayar sayesinde istediğiniz kalınlıktaki kalemi açmak çok kolay oluyordu. İstenirse vidaları sayesinde masaya sabitlenebilen bu makine , hiçbir zaman elimizden düşmediği için montelenmeyi hak etmiyordu.
 Onunla kalem açmanın da bir kuralı vardı. Önce kalemin kalınlığına göre öndeki delikler ayarlanır, sonra kalem yerleştirilir. Sol elin serçe parmağıyla kalem sıkıştırıldıktan sonra, sağ elle kol çevrilmeye başlanırdı. Gır gır gır gır. Ucu yeterince açılmış mı diye çıkarılır bakılır,yeniden yerleştirilip sıkıca tutmayı ihmal edilmeden kol yeniden çevrilirdi. Gır gır gır. Aksilik bu ya  makine birden elimden düşer içindeki ne kadar talaş varsa yere dökülürdü. Annem görmeden koşar gırgırı getirip yerleri temizlerdim. Sonra makine yine  masanın başköşesindeki yerini alırdı.
   Sahi sizin de evinizde bu makineden var mıydı?

7 Mart 2016 Pazartesi

HAFTANIN BLOĞU: VİŞNELİKİRAZ


Bugün salı ve haftanın bloğu günü. Bu hafta tatlı mı tatlı , duyarlı mı duyarlı bir konuğum var.
Kendini"Burası benim kendimi gerçekleştirmeye başladığım yer olacak sanırım yani bu blog. İlk defa yazdıklarımı başkalarının da okuyabildiği ve hedeflediğim büyük şeylerin başlangıç noktası. Bu bloğu yuvaya çevirebilirim umarım. Sevgiyle.. " diye ifade etmiş  güzel bloggerimizi tanıdınız mı ?
Üniversite öğrencisi olduğuna bakmayın, o şimdilerde Sakarya'da bir gazetede köşe yazarlığı yapıyor.
Hayvanları çok seven ve onlar için duyarlı etkinliklere imza atan sevgili Selin'i tanımayanlar Ne duruyorsunuz haydi ziyaretine gidelim .VİŞNELİKİRAZ

Bu haftadan itibaren haftanın bloğu seçilen arkadaşımız, kendi bloğunda gelen ziyaretçiler için "hoşgeldiniz " temalı bir yayın hazırlaryacaktır. Gelen misafirlerinin yorumlarını bu yayın altında toplamak adına 

Öne Çıkan Yayın

Yalnızlığa Dair

Birine bağlanamayacak kadar        kalabalık yalnızlıklarım         var benim .  Tigris