çocukluğum etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
çocukluğum etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

9 Mayıs 2019 Perşembe

İstiridye'den Eski Ramazanlar #MİM'i #

Merhaba yeni gün merhaba dostlar
 İnsanlığın yıl içinde kendine  göre kutsi değeri olan günler vardır . Müslüman aleminin de en değerli  günleri  Ramazan Ayı'dır
Sevgili İstiridye Avcısı Ramazanla ilgili güzel bir mim başlatmış ve beni de davet etmiş.
Başlattığı mimi okumak isterseniz .yazısı burada İstiridye Avcısı
Kendisine teşekkürlerimi sunuyorum ve hemen  sorulara geçiyorum.
Ramazan Pidesi

1- Ramazan'ı bir hediye paketine benzetirsek sizin için  nasıl bir hediye paketi olurdu ? içinde sizin için neler olurdu ?
     Ramazan,  çok ince düşünülüp nefsin sadece yeme içme değil her türlü kötülükten de uzak durmak gerektiğine inandığım bir aydır.
      Gerçek manasını kavrayabildiğimizde kendisi başlı başına bir hediyedir.
       Son yıllarda rahatsızlığım nedeniyle oruç tutamasam da Ramazan'ın ruhuna uygun olarak kendime dönerim ve nefsimin yaptığı yanlışları sorgularım ve bir daha yapmamak için gerekli dersleri çıkarırım.
       Ramazan benim gözümde göz kamaştırıcı ışıklı bir paket olarak gelirdi.
       Paketin içinden insanlığımızın gerekliliğini hatırlatan sevgi, saygı, hoşgörü, merhamet,çıkar.

2- Ramazan'la ilgili hatırladığınız en net anınız hangisidir? Size kazandırdığı hislerle birlikte anlatır mısınız ?
          Ramazan'la ilgili hatırladığım en net anı rahmetli babam ve abilerimle oturduğumuz ailemizin bir arada olduğu o en güzel günlerle dolu iftar sofralarıdır. Annemin yaptığı nefis yemeklere karışan sıcak pidenin kokusunda son beş dakikanın sabırsızlıkla beklendiği o mutlu ve huzurlu günler.
          En çok da salatanın üstüne konan ve zeytinyağının pırıl ğprıl parlattığı zeytin tanesiyle açılan orucun damakta bıraktığı huzurlu tad.
            Şimdilerde ne o tadın  ne de babamın bir daha o sofrada olamayacağını bilmenin hüznü.
       
3- Çocukluğunuzdaki Ramazan ve şimdiki yaşadığınız Ramazan arasındaki en belirgin farklar sizce nelerdir ?

         Nerde o eski Ramazanlar büyüklerimiz söylerdi de of yaaa der kızardık. Şimdilerde ben dilime doladım nerde sahi diye?
       
          Birlik beraberlik paylaşma merhamet duygularıyla çevrili çocukluğumun ramazanlarından, buram buram riya, gösteriş, bencillik kokan ramazanlara o kadar çok şey değişti ki?
     
          Açın halinden anlamak için tutulan oruçları , kendi açlığı olarak algılayıp ziyafet sofralarına dönüşen iftar masalarında tıksırıncaya kadar yer içerken hepten unutulması Ramazanın ruhuna ters şeylerle karşılaşmak eskiyle yeni Ramazan arasındaki uçurumun gitgide büyümesine sebep olduğunu düşünüyorum.
           Hangi birisini anlatayım ?
         Mütevazi İftar sofralarına bir misafir gelsin diye dua eden büyüklerimizle dolu çocukluğumuzdaki Ramazanlardan, kimse kusura bakmasın  iftar sofrası diyemeyeceğim  davet sofralarındaki  yemekleri  tıka basa yiyip sonra da beğenmeyip de arkadan yapılan dedikodularla   dolu bugünün ramazanlarına.
           Oruç tutmayanların dışarıda kimsenin gözü önünde su dahi içmediği eski günlerden  Bugün de böyle olsun diye sosyal medya hesaplarından gözümüze sokulan ziyafet sofralarına. Çok şeyleri kaybettik .
          Gerçek ihtiyaç sahiplerinin hakkını yiyip hep bana hep banacıların Ramazan'ı ne kadar kavradığı konusunda şaşkınlığım her geçen gün daha da artıyor.
           Her şeyde olduğu gibi Ramazanın da ruhunu yok ettik.
         Kutsal bir ayı yeme içme ayına çevirdik. yardımlaşma, paylaşma duygularını sosyal medyadan iki satır acıma duygusu yazmak sandık.   Daha çok resim, hep ben hep ben dedik. Oruçlu olmayı ayrıcalık sanıp kalpleri kırdık döktük. hatta ve hatta oruç tutmayanlara hesap sorduk, dışladık.
          Adına Ramazan dedik ama içini boşalttık, talan ettik.

      Bir mimin de sonuna geldik. Biraz buruk cevaplı mim oldu.
      Geleneği bozmayalım görevi paslayalım bakalım kimlere ?

Bir Yıldızın Hikayesi
Yaşamdan Yazılar
Beyda'ının Kitaplığı





6 Haziran 2017 Salı

Kahveli Soylesiler 4


Selam Dostlarım.
Epeydir Kahveli Söyleşilere yer vermiyordum.
Bildiğiniz gibi bu başlık altında çocukluğumun en güzel anılarını sizlerle paylaşıyorum.
Mübarek Ramazan Ayı içinde olduğumuz için bugün de sohbetimiz çocukluğumdaki Ramazan günleri üzerine olsun.
Hadi alın kahvelerinizi de sokulun yamacıma yamacıma.
Kahveli Soylesiler 4

Efendim çocukluğumda da Ramazanlar şimdiki gibi yaz aylarına denk geliyordu.
Trabzon'un nemli ve sıcak ikliminde Oruç tutmak gerçekten çok meşakkatliydi.
Büyüklerimiz "Allah sabrını veriyor" derler ve büyük bir huzurla dini görevlerini yerine getirirlerdi.
Benimse o günlerden aklımda kalan en güzel anı hep birlikte ceviz masa etrafında toplandığımız iftar sofralarının bereketi ve huzurudur.
Evin en büyüğü dedem masanın başına oturur, bizler kuzenlerim ,teyzelerim ,annem , abilerim bazen dayılarım en az onbeş kişi masanın etrafına dizilirdik. Ramazan topunun atılmasını büyük bir heyecan ve korkuyla beklerdim.
Masada kuru soğan, yerli salatalık ve domatesle hazırlanmış bol zeytinyağlı ve anneannemin evde yaptığı üzüm sirkeli çoban salata, zeytin, su ve meşhur Trabzon ekmeği ve ramazan pidesi hergün yerlerini muhafaza ederdi.
Bunun yanında gününe göre Allah ne verdiyse  bakır tncerede pişmiş mezgit buğulama, karışık dolma,  karalahana sarma, karalahana çorba, yaz türlüsü, kuzu etli taze fasülye yemeği porselen tabaklarımızda yerini alarak midemizi şenlendirirdi.
Evin küçüğü pencerede bekler, büyükler topun atıldığını ve ezanın okunduğunu müjdelerdi.
Dedemin içten söylediği besmele eşliğinde önce suyla ve zeytinle oruçlar açılır, sonrasında çatal veya kaşığın porselen tabaktaki melodisi dışında ses işitilmezdi.
Yemek bitiminde eğer balık yenmişse evin küçükleri masandan kalkmadan önce elleri sabunlu bezle silinir, sonra banyoya gönderilirdi.
Masadan kalkmadan yemeği kim yapmışsa ona mutlaka eline sağlık denir ve Elhamdülilllah Yarabbi şükür demeyi ihmal etmezdik.
 Şimdilerde düşünüyorum da  bir çeşit yemekle onca kişi nasıl doyar nasıl keyif alırdık.
Yemekten sonra olmazsa olmaz çay içilmen dedemin de keyfi yerine gelmezdi. 
Porselen demlikte değişik çayların harmanlanarak hazırlandığı çayın kokusu bütün evi sarardı.
Her gece evin mutlaka bir misafiri de olurdu. 
Çaya yetişen çay içer çay yoksa mevsim meyvelerinden mutlaka ikram edilirdi.
Trabzon'un eğri sap armutu, küçük mürdüm eriği ya da karayemişini hatırladıkça tadı damağımda büyük bir özlem duyarım.
Gece geç saatlere kadar oturmayı isterdik de yorgunluktan uyuyakalırdık. Ta ki o müthiş gümbürtüyü duyana kadar. Bu birinci toptur kalk topu. Biraz sonra ikinci top atılır ye topu ve ezandan biraz önce üçüncü top yat topu.
O devirde Trabzon' da davulcular yoktu ama o top var ya o top en derin uykudan sıçratırdı beni.
Sahurda uyanmışsam ceviz masadaki yerimi mutlaka alır yarın ben de oruç tutacağımı söylerdim.
Tabiki büyüklerimiz çocuk orucuna razı olurlardı ve yatardım.
Öğleye doğru  bize kahvaltı hazırlanır ama oruçluyum ben der oturmak istemezdim . Anneannemin" uşaklar aç kaldı, gıdasız kaldı, emanet onlar ben babalarına ne derim sonra " feryatları eşliğinde kuzu kuzu oturup kahvaltımızı yapardık.
Akşama kadar sokakta oynar ezana az bir süre kaldığında evdeki büyüklerden birinin haydi eve çağrısıyla merdivenleri üçer beşer çıkıp, elimizi yüzümüzü yıkayıp, ceviz masadaki yerimizi alır ezanı  ve topun atılmasını beklerdik. 


21 Mayıs 2017 Pazar

Hey Gidi Günler

Yeşil Erik 

Selam dostlarım.
Kaç gündür yazı yazayım diyorum bir türlü fırsat bulamıyorum.
Araya reklam alıp duruyorum.
Hadi ama yaz diyorum . Yok olmuyor, ya bir iş çıkıyor ya da yorgunluktan gözümü açamıyorum.
Neyse efendim gelelim sadete.
Malumunuz bahar geldi. Doğayla beraber her yer rengarenk oldu.
Meyve ve sebzelerimiz de haliyle çeşitlendi.
Mis kokuları ve görüntüleri içimizi açar oldu.
Bahar deyince aklımıza çilek ve erik gelir. Gerçi şimdi her mevsim heryerde bulunur oldu ya.
Yine de ben her meyveyi mevsiminde yemekten mutlu oluyorum. Öyle hormon gdo vs. dolayı değil.
Çocukluğumdaki günlere olan özlemimdendir tek sebep.
Çocukken her meyvenin önce turfandası çıkardı. Aman Allahım o ne iştah açıcı o ne albeni.
Yeni gelin gibi bir kaç tezgahı süslerdi.
Haliyle az lduğu için de pahalı olurdu.
Almak  için bollaşıp ucuzlaması dört gözle beklenirdi.
Hah işte . Bollaştı mı da yemelere doyamazdık.
Anneannemlerde o mevsimin ilk meyvesi yenirken bir ritüel de vardı.
"Embeşe o yıllara ,
  Gidelim o yollara,
   Başımızın ağrısı,
   Gitsin gavurlara ."
Tekerlemesi söylenir ve içten bir kahkaha atılıp meyve tadılırdı.
Sebebi şifa olsun, ağzımızın tadı bozulmasın, hep gülerek yiyelim diye.
Bilmem sizlerde de buna benzer bir gelenek va mı?
Nasıl aklımda yer ettiyse aldığım erikleri, anneannemin ruhuna bir fatiha okuduktan sonra "hey gidi günler hey"diyerek bu ritüel eşliğimde yedim.
 Hey gidi günler. Hiçbir şeyin tadı o günlerdeki gibi değil.
O koskocaman evden bir bir göçüp gittiklerinden beri.


26 Şubat 2017 Pazar

Kahveli Soylesiler 3

Kahveli Soylesiler 3

Merhaba dostlar
Evet nerde kalmıştık ?
Sizler ilk iki bölümü okurken ben de üçüncü kısmını yazmaya koyulayım .
Hadi herkes kahvesini alsın
Kahveli Soylesiler 1
Kahveli Söylesiler 2
Çocukluğumun tatillerini geçirdiğim Trabzon'da dedemin evinde yaşadığım anlara dair başlayan söyleşimizin üçüncü bölümü fuar anılarıma dair.
Her yaz büyük heyecanla beklediğimiz Doğu Karadeniz Fuarı evimizin hemen aşağısında kurulduğu için en az bir iki kere gitme fırsatımız olurdu. 26 Ağustosta açılışı yapılan Doğu Karadeniz Fuarının haberini TRT'de görmek nasıl da sevindirirdi beni.
Akşamın alaca karanlığıyla  birlikte dönme dolabın yanıp sönen ışıkları ve ara ara rüzgarın getirdiği sesi duyulmaya başlayınca heyecanım ikiye katlanırdı.
Teyzemin gönlünü yapıp akşam yemeğinden sonra , ok gibi yerimden fırlayıp en güzel kıyafetimi  giyer, saçımı başımı düzeltip fuara gitmek için hazırlanırdım.
Teyzem " Aman emanetsin " diyerek sıkı sıkı elimden tutardı.
Fuarın kapısına gelince biletçiden bilet alıp döner kapıdan sırayla geçerdik.
İçeri girince rengaren ışıl ışıl bir dünya bizi karşılardı.
Bir tarafta lunaparkın müzik kutusunu andıran ışıklı ve müzikli dünyası diğer tarafta ,
 Kurulan standların pırıl pırıl  ışıkları, bir çocuğun hayal dünyasında yaşattığı küçük sevinçleri için fazlasıyla albeniliydi.
İlk önce bütün standlar gezilir . Fuardan hatıra kalması için mutlaka küçük bir hediye alınırdı .
Taşlı bir yüzük en sevdiğim hediye olurdu.
Fuarın vazgeçilmezi horon nakışlı çay bardakları ve diğer züccaciye ürünleri hatıra olarak alınırdı.
Bir başka standda  yine fuar ve karadeniz temalı şişelerde çay, tütün hatta ve hatta hamsi kolonyalarının turuncu , yeşil , kırmızı , sarı renkleri ve kokuları içinden seçim yapmak çok zor olurdu.
İncik boncuk standlarının yanında en ilgi çeken yer köpük havuzunun bulunduğu stand olurdu.
Tatilde çalışan babaya duyulan özlemle fuar sigarasından mutlaka hediye alınırdı.
Bir deterjanın tanıtımı için köpükten oluşmuş havuz bütün çocukları kendine çekerdi.
Ortanca abimin de bir yaz tatilinde çalıştığı fuarın fotografçısında  kovboy,köylü kızı vb.figürü çizilmiş tabloların üst kısmındaki yuvarlaktan başımızı  sokarak fuar hatırası fotografı çektirmek adettendi.
Gezmekten yorulunca dinlenmek için en uygun yer çocuklar için hazırlanmış, çakıl taşları döşenmiş  tahta sandalyeli  yazlık  sinema olurdu. Güzel bir çizgi filme frigo buz eşlik ederdi.
Luna oarkın gittikçe yaklaşan sesi , büyülü ışıkları kendine çekerdi. Büyük demir kapıdan içeri girince eğlence o zaman başlardı.
Dönme dolap ve uçan sandalye her ne kadar beni  korkutsa da binmeden edemediğim iki mutluluk oyuncağımdı.
Çarpışan arabalar abilerimin ilgisini çeker ben de kenardan kenardan onların heyecanına ortak olurdum.
Ordan sihirbazın bulunduğu yere geldiğimizde gözlerimi dört açardım. Ateşten nasıl şeker çıkardığına hayretle bakardım.
Sihirli aynaların içinden geçmek kendimize bakıp bakıp gülmek, kendimizi dev aynasında görmek
hayallerimin en güzel oyuncaklarıymış meğer .
Hele o suda yüzen plastik ördrklere tüfekle ateş edip peluş ayıcıpı  kazanan kocaman adamlara ne demeliydi.?
Hem o ayıcığa sahip olma isteği hem de plastik  de olsa bir ördeğin  tüfekle  vurulmasına dayanamayıp git geller yaşayarak için  için böyle oyun mu olur düşüncesi.
Trabzonspor denilince kadınından erkeğine herkesin fanatik olduğu bir şehrin fuarında bir kaleci ve ona şut çeken müşteriler olmaz mı?
 5 te 5 gol atan kişinin ödülü  marlboro sigarası olurdu.
Külkedisi misali gece yarısı olmadan uykulu ve yorgun eve dönerdik . Bir anda büyübozulur fuar karanlık ve derin bir sessizliğe gömülürdü.
O geceden kalan taşlı yüzük parmağımda uykuya dalar , rüyamda dönme dolapta kendimi uçarken bulurdum.
Sabah bir daha ne zaman gideceğimizi  teyzeme defalarca sorardım.
O da kırmaz bir de gündüzden götürürdü beni.
26.02.2017
Resim yazısı ekle

2 Şubat 2017 Perşembe

Kahveli Söyleşiler 2

Kahveli Söyleşiler 2 

Selam Dostlar,
Gün akşama kavuşurken içimde ilham perilerini tutabilene aşk olsun.
Şu akşam üstü saatlerinde ne var bilemedim bana o kadar huzur veriyor ki?
Bugün yazılarımı  karıştırırken, "Kahveli Söyleşiler" başlığında bir yayınımla karşılaştım .
Ben nasıl oldu da unuttum bu başlığı?
Eh yoğunluk insanı unutkan yapabiliyor.
Yazıyı hatırlamak isteyenler , ya da okumamış dostlarım için Kahveli Söyleşiler
Siz yazıyı okurken ben bir kahve yapayım. Sizlerle kahvemi  yudumlarken de ikincisini yazmaya koyulayım .
Evet efendim nerde kalmıştık ?
Misafir salonun baş köşesindeki divana oturtulduktan sonra, ev ahalisi tarafından göz hapsine alınır hoş beşten  sonra daha daha nasılsınız kısmına geçilirken , teyzenin bir göz işaretiyle evin en küçük kızı  tarafından,yani ben, Pereja limon kolonyası, büfenin sürgülü camı dikkatle açılarak,  önce misafire ev ahalisine yaş sırasına göre dökülür. Büfenin üzerindeki yeşil saplı kristal  şekerliğe konmuş kağıtlı şekerlerden ikram edilir. Bazen bu şekerlikte büyük teyzemin yırtdışından getirdiği şeker ya da çikolata da bulunurdu. Ama hiç boş kalmazdı yeşil kristal şekerlik.
Misafirin trabzon şiveli hoş sohbeti eşliğinde , bakır altlıklı porselen demlikte demlenen çayın buram buram kokusu evi sarardı. Teyzem çayı mutlaka harman ederdi. Bergamot aromalı, yurtdışından gelmiş çay ve çaykur'un o zamanlar sarı paketli çayını belirli oranlarda karıştırırdı. Gelen misafir de bu çayı çok sevdikleri için demlik ocaktan hiç inmezdi.
Çaylar geniş ağızlı yaldızlı bardaklara dikkatle konur, porselen acem tabaklar işli bakır tepsiye dizilir , ikram edilirdi. Bu işi genellikle teyzem yapardı. Ceviz aslan bacak sehpalar misafirin kolay ulaşacağı şekilde yanına konur, peçete ve şeker dağıtımı yine evin en küçük kızına düşerdi.
Çayın yanında mutlaka ikram edilecek nefis fındıklı kek ya da kurabiye olurdu.
Akşam güneşinin eve vuran son ışıklarına kadar oturulur kah gülünüp söylenir kah eski günler yad edilir gözlerden akan yaşlar eşlik ederdi anılara.  Misafirin kalkmasıyla birlikte divan örtüsü düzeltilir, sehpalar silinip yerine kaldırılır, yerler gırgırlanırdı.
Komşuların evinden  çok yüksekte olan bu evin en güzel yanı da ,cam kenarındaki divandan dışarıdaki renkli dünyayı izlemekti. İşlek bir cadde üzerinde bulunan evimizin geleni gideni de hiç eksik olmazdı.
Yaz akşamları sokaklar insanlarla dolar taşardı. Sahilde kurulan fuara giden bu insan seli en güzel bizim evden görünürdü. Gecenin geç saatlerine kadar devam ederdi bu kalabalık. Yukarıdan aşağı gelenler bu sefer dönüşe geçerlerdi. Kucaklarında uyuyan yorgun çocukların bileğine bağlı uçan balonları pencerenin hemen altından göz kırpardı. Sokak lambasının cılız ışığına insan silüetleri karışırdı. Bazen de hızlı adımlarla caddenin karşısına kaçan fare ve peşindeki tekir kedi olurdu manzaradaki. Televizyonun tek kanallı siyah beyaz olduğu dönemlerdi ve çoğunlukla radyonun sesi yankılanırdı . Akşam faslı ,kürdilihicazkar makamından dem vururdu.Fuara gitme arzusuyla her akşam mutlaka izlenirdi bu insanların telaşlı kalabalığı.
Ta ki bir akşam teyzemin gönlü olup da bizi de fuara götürene kadar.
Fuara gidişimde kalalım devamını merakla bekleyin dostlarım.
Sevgiyle
                                                                                                 02.02.2017
                                                                                                    Tigris


12 Ekim 2016 Çarşamba

Kahveli Söyleşiler


Kahveli Söyleşiler

Merhaba blog dostlarım. 
Bilindiği üzere anne tarafından Trabzonluyum  Ya bıgün de çocukluğuma , Trabzon'a doğru yola çıktım. 
Her sene, yaz tatilini Trabzon'da dedemin üç katlı ahşap evinde geçirirdik.  Sotka mahallesinde kaleye bitişik inşaa edilmiş o heybetli binanın duvarları dede,anneanne,torun, dayı, teyze, yeğen, yenge,enişte bütün ailenin hoş sadalarıyla yılar ve yıllar çınladı durdu.
Ahşap merdivenler, gün boyu çocukların patırtısından yorgun düşerdi.
Onca çocuğu büyüten bina ,  bir kandil gecesinde küçük abimin ilk çığlıklarına da tanıklık etmiştir.
Yüksek tavanlı , yukarıya doğru sürgülü pencereleri , bir odadan bir odaya geçerken gıcırdayan tahtaları adeta bize yılların yorgunluğunu hatırlatırdı .
Bodrum katta  su sarnıcı  olarak yapılan , eve şehir şebeke suyunun gelmesiyle birlikte fındık kabuğu depolama görevine devam eden sarnıçtan gelen ses , Trabzon eski evlerinin olmazsa olmazı fındık faresinden başkası değildi.
İki kanatlı ahşap kapıya birisinin geldiğini tok sesli kapı tokmağından gelen ses bildirirdi. Hemen camdan bakılır gelen buyur edilirdi. Öyle merdivenleri inmeye gerek kalmadan, bir ucu kapı koluna diğer ucu da merdiven başına bağlanan urgan çekildi mi kapı açılırdı. 
Gelen kişi aşağıda taşlık denilen yerde ayakkabılarını çıkarır, evin küçük kızı koşar hemen ayakkabıları çevirir merdiven basamaklarına sıralanmış terliklerden birini gelen kişiye verirdi. Ailenin en küçük torunu olarak bu görev genellikle benimdi. Misafir karşılamak ve uğurlamak benim için ayrı bir zevkti. 
Gelen kişi sofa denilen yerde baş köşedeki divana oturtulur ve koyu bir sohbetin içinde şen kahkahalarla yankılanırdı duvarlar.
Daha yazacak çok şey var ama devamını merakla kimler bekleyecek bakalım.
Şimdilik hoş ve hoşluklarla kalın sevgiyle. 
12.10.2016
Tigris 

18 Haziran 2016 Cumartesi

MİM : Çocukken etkilendiğim hikaye ve masallar.

  Canım Didemika ' nın mim yazısını keyifle okurken bir de ne göreyim liste başında adım var , yazacağım hikayeler de dört gözle bekleniyormuş. Hemen işi gücü bıraktım uzandım yatağa başladım yazmaya. Bakalım neler dökülecek yüreğimden.
  Bir önceki yazımda (Şamdan ) çocukluğumda elektrikler kesilince babamın bize masal anlattığını söylemiştim. Zifiri karanlıkta masallar ülkesine doğru çıktığım yolda, mumun cılız ışığı aydınlatırdı hayalimdeki güzellikleri.
 Babamın anlattığı masalla içinde en çok "Gırnav Bey" i severdim. Mim görevini görünce nasıl da heyecanlandım, hemen babama koşup Gırnav Bey'i bir kere daha anlattırdım. Bu kez defterime de yazdım aklıma da. Masal orijinal olsun diye babamın ağzından yazmayı istedim.

Evvel zaman içinde kalbur saman içinde deve tellal , pire berber iken ,ben annemin beşiğini tıngır mıngır sallar iken ,annem düştü eşikten ,babam düştü eşekten ,ben de düştüm beşikten. 
 Bir varmış bir yokmuş, bir tilki ve üç yavrusu varmış. Ana tilki yiyecek bulamamış bir kedi tutmuş yavrularına getirmiş, bunu yiyin demiş. Sabahleyin kedi tilkinin ininin önünde güneşe yatmış gırıldayarak uyuyor. Yavrular korkudan yanına yaklaşıp yiyememişler. Aç kalmışlar. Akşama doğru anneleri gelince aç kaldık diye şikayet etmişler. Anne ne kurnazlık düşündüyse 
-sakın ona dokunmayın o Gırnav Bey demiş. 
İnden ayrılmış, çalımlı çalımlı ormanda gezerken bir tazıya rastlamış. 
Tazı laf atmış tilkiye 
-Tilki bugün çok çalımlısın niye?
Tilki tazıya sert çıkmış:
-Heytt beni kızdırma seni Gırnav Bey'e şikayet ederim.
Oradan geçmiş bir kurda rastlamış. 
Kurt da laf atmış.:
-Tilki demiş bu çalımın kime
Kurda da sert çıkmış . 
-Dokunma bana şikayet ederim seni Gırnav Bey'e demiş. Ordan gitmiş bir ayıya rastlamış.
Aynı çalımı ayıya da yapmış. 
Ayı da ona laf atmış:
-Tilki bu çalımın niye demiş. 
-Heyt demiş dokunma bana seni gırnav beye şikayet ederim.
Ormanda tazı, kurt ve ayı birbirine rastlayınca tilkinin çalımlı halini konuşmuşlar ve kim bu Gırnav Bey diye merak etmişler.
Karar vermişler birer hediyeyle gidip tilkinin ininde Gırnav Bey'i görecekler. 
Tazı bir tavşan tutmuş, kurt bir koyun öldürmüş, ayı da bir kovan bal çalmış.
Yüklenmişler tilkinin inine gitmişler. Gırnav Beyle ocağın başında oturmuşlar birlikte karınlarını doyurmuşlar. Karnı doyunca gırnav bey kalkmış bir öne doğru bir arkaya doğru gerinmiş. Tilki konuklarına demiş ki kaçın Gırnav Bey kızdı. Üç konuk tilkinin ininden çıkmışlar tazı çalıların altındaki kuru yaprakları eşelemiş altına girmiş üstünü örterek saklanmış. 
Ayı bir ağacın dalına çıkmış. Kurt da yalçın bir kayanın tepesine kaçmış. Tepede durmuş. Gırnav bey çişi geldiği için inden dışarı çıkmış çalıların altına çişini yapacak .Çalıların altını eşelerken tazının yüzünü gözünü yırtmış. Tazı korkmuş bağırmış beni yakaladı diye. Bu bağırtıdan kedi de korkmuş. Ağacın dalına atlamış daldaki ayı aman beni yakalayacak diye ağaçtan düşmüş beli kırılmış. Kedi de korkmuş ağaçtan kayanın üstüne atlamış kurt beni de yakalayacak diye kayalardan yuvarlanmış ölmüş masal da burda bitmiş.

Gırnav beyi ben de mum ışığında parmaklarımla canlandırmaya çalışırdım. Duvardaki gölge bana çok heybetli bir aslanı anımsatırdı.. Her elektrikler kesildiğinde mutlaka bu masalı anlattırırdım. 
Hacivat Karagöz

Milliyet Çocuk Yayınlarının küçük mavi kitapları ,çocukluğumun en güzel anlarını yaşamamda bana yol gösterici olmuşlardır. Türk ve Dünya yazarlarının seçme eserlerinin yer aldığı her biri ayrı bir dünyaya açılan bu küçük mavi kitaplardan " Çocuklara Karagöz ve Hacivat" olanı vardı ki; ağabeyimlerle Hacivat ,Karagöz  ve gölge oyununa dair incelikleri öğrenmiştik. Tuzsuz Deli Bekir, Beberuhi, Himmet Ağa, Arap , Tahmis , Çengi,Zenne, salıncak, yazıcı.
Ortanca abim resme yetenekli olduğu için bir gün bu kitaptaki Hacivat ve Karagözü kağıda çizip bir güzel boyadı ve kesti. İki tane kalemin arkasına iğneyle tutturarak gölge oyunun kahramanları hazırdı. Sıra Perdeye geldi. Beyaz bir çarşafı ipe asarak perdemizi de oluşturduk. Beyaz mumu da yaktık. Karagöz benim elimde Hacivat abimin elinde kitaptan seçtiğimiz bir oyunu  başladık seslendirmeye.
-  Yarrrrr bana bir eğlenceeee yarrr bana bir eğlence medetttt
 -  Kafana geliyo düdüklü tencere bıy bıy bıy
 - Aman Karagözüm dur yapma 
 Derken birden nasıl olduysa elimizdeki kağıttan Karagöz ve Hacivat'ın ucu muma deyince birden alev aldılar. 
-Yıktık perdeyi eyledik viran, annem görmeden toz olalım heman dedik.
 Telaşla söndürdük Karagözü söndürmesine de , o günkü heyecanımı hafızama  ve yüreğime yerleşmiş Karagöz ve Hacıvat sevgisini yıllar geçse de içimde saklı tuttum.
 O günlerin anısına Plastik kaplamalı da olsa Hacivat ve Karagöz'üm her gün beni selamlarlar. Yanan arkadaşlarını hatırlatırcasına.
Benim için çok keyifli bir mim oldu. Sıra gelsin bakalım kimlere . Sevgiyle.

Deli Kızın Bohçası
Turgay Aksoy
Exit2
Zülal Garipkuş
Kurall
Aytül Örcün

Öne Çıkan Yayın

Yalnızlığa Dair

Birine bağlanamayacak kadar        kalabalık yalnızlıklarım         var benim .  Tigris