30 Haziran 2016 Perşembe

Takım Arkadaşlarım

Takım Arkadaşlarım

Eylül 2015'te başladığımız yoğun tempolu    Yolculuğumuza bugün itibariyle mola verdik.
Hani derler ya acısıyla tatlısıyla bir yıl geçirdik. 
Yeni minik meleklerimizle birlikte biz de büyüdük. Küçücük yüreklere kocaman dünyaları sığdırdık.
15 gün önce güzel duygularla uğurladık çocukları.  Ama bizlerin çalışma temposu hız kesmeden devam etti.
Eğitimin bir ekip işi olduğuna inanıyorum . Öğretmen, çocuk ve aile işbirliği kadar takım arkadaşlığı da başarılı olmak için gerekli. Bir okulu okul yapan   gerek okul müdürü, gerek öğretmenler ve gerekse hizmet elemanlarının uyumlu çalışmasının sonucudur. Kendimi bu konuda çok şanslı hissediyorum . 
Biliyorum ki en az benim kadar duyarlı takım arkadaşlarına sahibim. İnanıyorum ki daha nice yıllar çalışma aşkıyla çarpacak yüreklerimiz . Sevgiyle
Not:  Bu birbirinden güzel yürekli öğretmenler bir maşallahı hakediyorlar .
Kızlar sizi özleyeceğim .

27 Haziran 2016 Pazartesi

Nostaljik Pazartesi:28 Puzzle Tutkusu

Puzzle

2002 yılından beri puzzle 'larla olan dostluğum gün geçtikçe arttı.Otuzdan fazla büyüklü küçüklü tablom  bir tane de puzzle saatim oldu.1500'lük parçayla hiçbir bilgim olmadan  işe başladığımda geceli gündüzlü 15 günde tabloyu tamamladım. Sonrasında tercihim daha az sayıda parçalar oldu. Artık hobi halini alan , evimde zaman zaman değiştirerek asıp, bakmaktan keyif aldığım küçük renkli parçalar gerek yapımı gerekse sonrasında benim için ayrı bir mutluluk kaynağı. Başlarken tek tek pirinç ayıklar gibi aynı renklerdeki parçaları ayırmak, sonrasında bir araya getirmek, önce kenarlardan başlayıp ,ortaya doğru ilerlemek, yanlış bir parçayı yanlış yerde birleştirdiğimde kendime gülmek. Puzzle'ı  tamamlayıp çerçevelettirmeye götürdüğümde rengine , dokusuna uygun çerçeve seçmek, keyifli bir uğraş. Yeğenlerime  yaptıklarım haricinde , puzzle'ları kimseye hediye etmedim. Bu zamana kadar beni en zorlayan  ,halen yapmakta olduğum çok küçük parçalı puzzle oldu. Hali hazırda 2 tane çerçevelenmeyi bekleyen ve iki tane de  hiç açılmamış yapbozum var.Renkli küçük parçaların bir  araya gelmesi için geçen süre tam bir sabır işi.Sonuç herşeye bedel. 

Puzzle

26 Haziran 2016 Pazar

Güle Naz

Gül


Gülün seyri değil midir ki
insanın seyri , 
bir göz açıp kapayana
kadar....
                   Tigris

23 Haziran 2016 Perşembe

Hal-i Pür Melalim

Çiçeğim

Selam Blog dostlarım.
Ramazan bir yandan, sıcaklar bir yandan bloglardaki yayınlarda ciddi oranda azalma var. 
Tigris millete diyorsun da sen de son günlerde sıcağın rehavetiyle bloğundaki yayınlarını aksat mıyor musun sanki?
Tigris, bu aralar yoğun tempoda. Babası yeni bir kitap çıkardı onun telaşı ve heyecanı içinde . Ha bir de #PinarLabneli
Pınar Labne
sayesinde Sahrap Soysal'ın kitabını kazandı. Sonracıma okulda seminer çalışmaları devam ediyor. Okullar tatil olmuş olabilir.  Öğrencilerden beter konu hazırlayıp, dersimize çalışıp, sunum yapıyoruz. Of ki ne of .Milletin tatilimizle kafayı bozmasına ben de çok bozuluyorum. Onların sandığı gibi öğretmenler üç ay tatil yapmıyorlar. 1 temmuz- 1 eylül arası tatilimiz.
Haftasonu gelincik toplama fırsatım oldu ben de sonund gelincik şerbetini yaptım. Bir de reyhan şerbeti. Mis gibi oldu. Kahveye gelin de size de ikram edeyim. Ha bir de çiçekleim açmaya başladı. Her sabah yeni bir tanesinin açması nasıl da mutlu ediyor beni.
 Bugünlerde kısaca benim hal-i pür melalim budur. Sizde durumlar nasıl?
Yoklama yapıyorum bakalım kimler burada? Yorum yazmayanların devamsızlıklarını gerekli yerlere bildireceğim ona göre.
Not: Bazıları fazla özletmeye başladı ama .

20 Haziran 2016 Pazartesi

Nostaljik Pazartesi: 27 Ey EGO

                     
Ey EGO
                     
İşe giderken  dolmuş kullanıyorum . Genellikle aynı saatlerde minibüse bindiğim için bizden mezun olmuş ortaokula giden öğrencilerimle karşılaşırım . Onca yorgunluklarına ve kitaplarla dolu çantalarına rağmen hemen ayağa kalkarlar yer vermek için yarışırlar . Bense her seferinde üzülürüm ama aynı zamanda gurur duyarım . Gençleri bilirsiniz kendi aralarında konuşup şakalaşmayı severler. Ama kimseye zararları olmadan kendi aralarında eğlenirler. Ben de onları gözlemlerim .Dün yine öğrencilerimle birlikte  çok kalabalık minibüste yol alıyorduk.Arkadan bir ses yükseldi. Burada öğretmeni görmüyorsunuz , ne biçim çocuklardınız diye söylenmeye başladı. Ben gayri ihtiyarı üzerime alındım. Beni tanıyan biri ayaktayım diye çocuklara kızıyor sandım . Ses devam etti . Ben bilmem şu okulda öğretmenim  , öğretmeni tanımıyorsunuz , çocuklara olanca gücüyle kızmaya devam ediyordu.İşin ilginci kızdığı çocuklardan oturan yoktu ki . Kimmiş  bu öğretmen diye arkamı döndüğümde , üstü başı özensiz saç baş dağınık bir bayanla karşılaştım.Hani derler ya "öğretmen demeye bin şahit lazım " aynen öyle . Çocukların hepsi başını önüne eğöiş kıpkırmızı bir yüzle hakaretleri dinliyorlar.Artık dayanamadım . Çocuklar bu kalabalıkta ne yapsınlar , onlar da çok yorgunlar dedim . Okula geldiğim için inmek zorundaydım. Gün boyu çocukların düştüğü durum aklımdan çıkmadı.nedir bu öğretmendeki ego patlaması diye düşündüm ve onun adına çok üzüldüm .Bu kişiyle aynı mesleğe mensup olduğum için utandım .

18 Haziran 2016 Cumartesi

MİM : Çocukken etkilendiğim hikaye ve masallar.

  Canım Didemika ' nın mim yazısını keyifle okurken bir de ne göreyim liste başında adım var , yazacağım hikayeler de dört gözle bekleniyormuş. Hemen işi gücü bıraktım uzandım yatağa başladım yazmaya. Bakalım neler dökülecek yüreğimden.
  Bir önceki yazımda (Şamdan ) çocukluğumda elektrikler kesilince babamın bize masal anlattığını söylemiştim. Zifiri karanlıkta masallar ülkesine doğru çıktığım yolda, mumun cılız ışığı aydınlatırdı hayalimdeki güzellikleri.
 Babamın anlattığı masalla içinde en çok "Gırnav Bey" i severdim. Mim görevini görünce nasıl da heyecanlandım, hemen babama koşup Gırnav Bey'i bir kere daha anlattırdım. Bu kez defterime de yazdım aklıma da. Masal orijinal olsun diye babamın ağzından yazmayı istedim.

Evvel zaman içinde kalbur saman içinde deve tellal , pire berber iken ,ben annemin beşiğini tıngır mıngır sallar iken ,annem düştü eşikten ,babam düştü eşekten ,ben de düştüm beşikten. 
 Bir varmış bir yokmuş, bir tilki ve üç yavrusu varmış. Ana tilki yiyecek bulamamış bir kedi tutmuş yavrularına getirmiş, bunu yiyin demiş. Sabahleyin kedi tilkinin ininin önünde güneşe yatmış gırıldayarak uyuyor. Yavrular korkudan yanına yaklaşıp yiyememişler. Aç kalmışlar. Akşama doğru anneleri gelince aç kaldık diye şikayet etmişler. Anne ne kurnazlık düşündüyse 
-sakın ona dokunmayın o Gırnav Bey demiş. 
İnden ayrılmış, çalımlı çalımlı ormanda gezerken bir tazıya rastlamış. 
Tazı laf atmış tilkiye 
-Tilki bugün çok çalımlısın niye?
Tilki tazıya sert çıkmış:
-Heytt beni kızdırma seni Gırnav Bey'e şikayet ederim.
Oradan geçmiş bir kurda rastlamış. 
Kurt da laf atmış.:
-Tilki demiş bu çalımın kime
Kurda da sert çıkmış . 
-Dokunma bana şikayet ederim seni Gırnav Bey'e demiş. Ordan gitmiş bir ayıya rastlamış.
Aynı çalımı ayıya da yapmış. 
Ayı da ona laf atmış:
-Tilki bu çalımın niye demiş. 
-Heyt demiş dokunma bana seni gırnav beye şikayet ederim.
Ormanda tazı, kurt ve ayı birbirine rastlayınca tilkinin çalımlı halini konuşmuşlar ve kim bu Gırnav Bey diye merak etmişler.
Karar vermişler birer hediyeyle gidip tilkinin ininde Gırnav Bey'i görecekler. 
Tazı bir tavşan tutmuş, kurt bir koyun öldürmüş, ayı da bir kovan bal çalmış.
Yüklenmişler tilkinin inine gitmişler. Gırnav Beyle ocağın başında oturmuşlar birlikte karınlarını doyurmuşlar. Karnı doyunca gırnav bey kalkmış bir öne doğru bir arkaya doğru gerinmiş. Tilki konuklarına demiş ki kaçın Gırnav Bey kızdı. Üç konuk tilkinin ininden çıkmışlar tazı çalıların altındaki kuru yaprakları eşelemiş altına girmiş üstünü örterek saklanmış. 
Ayı bir ağacın dalına çıkmış. Kurt da yalçın bir kayanın tepesine kaçmış. Tepede durmuş. Gırnav bey çişi geldiği için inden dışarı çıkmış çalıların altına çişini yapacak .Çalıların altını eşelerken tazının yüzünü gözünü yırtmış. Tazı korkmuş bağırmış beni yakaladı diye. Bu bağırtıdan kedi de korkmuş. Ağacın dalına atlamış daldaki ayı aman beni yakalayacak diye ağaçtan düşmüş beli kırılmış. Kedi de korkmuş ağaçtan kayanın üstüne atlamış kurt beni de yakalayacak diye kayalardan yuvarlanmış ölmüş masal da burda bitmiş.

Gırnav beyi ben de mum ışığında parmaklarımla canlandırmaya çalışırdım. Duvardaki gölge bana çok heybetli bir aslanı anımsatırdı.. Her elektrikler kesildiğinde mutlaka bu masalı anlattırırdım. 
Hacivat Karagöz

Milliyet Çocuk Yayınlarının küçük mavi kitapları ,çocukluğumun en güzel anlarını yaşamamda bana yol gösterici olmuşlardır. Türk ve Dünya yazarlarının seçme eserlerinin yer aldığı her biri ayrı bir dünyaya açılan bu küçük mavi kitaplardan " Çocuklara Karagöz ve Hacivat" olanı vardı ki; ağabeyimlerle Hacivat ,Karagöz  ve gölge oyununa dair incelikleri öğrenmiştik. Tuzsuz Deli Bekir, Beberuhi, Himmet Ağa, Arap , Tahmis , Çengi,Zenne, salıncak, yazıcı.
Ortanca abim resme yetenekli olduğu için bir gün bu kitaptaki Hacivat ve Karagözü kağıda çizip bir güzel boyadı ve kesti. İki tane kalemin arkasına iğneyle tutturarak gölge oyunun kahramanları hazırdı. Sıra Perdeye geldi. Beyaz bir çarşafı ipe asarak perdemizi de oluşturduk. Beyaz mumu da yaktık. Karagöz benim elimde Hacivat abimin elinde kitaptan seçtiğimiz bir oyunu  başladık seslendirmeye.
-  Yarrrrr bana bir eğlenceeee yarrr bana bir eğlence medetttt
 -  Kafana geliyo düdüklü tencere bıy bıy bıy
 - Aman Karagözüm dur yapma 
 Derken birden nasıl olduysa elimizdeki kağıttan Karagöz ve Hacivat'ın ucu muma deyince birden alev aldılar. 
-Yıktık perdeyi eyledik viran, annem görmeden toz olalım heman dedik.
 Telaşla söndürdük Karagözü söndürmesine de , o günkü heyecanımı hafızama  ve yüreğime yerleşmiş Karagöz ve Hacıvat sevgisini yıllar geçse de içimde saklı tuttum.
 O günlerin anısına Plastik kaplamalı da olsa Hacivat ve Karagöz'üm her gün beni selamlarlar. Yanan arkadaşlarını hatırlatırcasına.
Benim için çok keyifli bir mim oldu. Sıra gelsin bakalım kimlere . Sevgiyle.

Deli Kızın Bohçası
Turgay Aksoy
Exit2
Zülal Garipkuş
Kurall
Aytül Örcün

16 Haziran 2016 Perşembe

Şamdan

Şamdan denilince sizin aklınıza ne gelir bilmem ama benim için şamdan, çocukluğumun masallarına doğru çıktığım yolculuk anlamına gelir.
 Yetmişlerin ucundan yakalayıp, seksenlerde de aklı eren bir çocuk olan bendeniz, seksen sonrasını ve bu yüzden ülkenin düştüğü sıkıntılı günleri yaşamış bir çocuktum.
 İnsanların benzin, şeker, yağ kuyruklarında bekledikleri günlerde elektrikler de pek sık kesilirdi. Gündüz bakkaldan alınan beyaz mum evde hazır bekletilirdi. Bilinirdi ki hiç umulmadık anda kesilecektir o elektrik. Bu pirinç şamdan kaç tane beyaz muma ayaklık etti sorsanız o da sayısını unutmuştur.
 Ülkenin sıkıntılı günlerinin tek eğlencesi devletin tek kanallı televizyonuydu. Elektrikler kesilince onun da sesi soluğu kesilir ve  her yer  zifiri karanlığa bürünürdü. 
 El yordamıyla bulunan şamdan, yanındaki kibritle beyaz mum yakılır, heyecanla masanın etrafına toplanırdık. Çünkü babam bize masal anlatırdı, mumun ışığında anlattığı masallardaki kahramanlar daha da bir büyürdü gözümde. Cılız mum ışığında küçük parmaklarımızla dev gölgeler yapardık, gri duvarda.
 Elektriklerin kesilmesi bizim için sıkıntıdan öte bir eğlenceye dönüşürdü. 
  İşte benim için şamdan demek, gecenin zifiri karanlığında aydınlanmış masallar ülkesi demekti.
  Bu şamdan babamın dedesinden yadigar olarak yıllardır evimizin baş köşesindeki yerini korudu. Kimbilir birgün ben de yaşlandığımda, olaki elektrikler kesilirse , çocukları bu şamdan altında toplayıp masal anlatır mıyım?

15 Haziran 2016 Çarşamba

Labneli Çılbır

Labneli Çılbır

Selam Dostlar, Ramazan geldi geleli yayınlarınızda azalma olduğunu görüyorum. Hatta kayıplara karışanlar var. Nerelerdesiniz? Buradaki dostlarınızı unutmayın ama.
Epeydir yemek tarifi vermemiştim . 
Geçenlerde yaptığım çok pratik ve bir o kadar da leziz, sağlıklı bir yemeği görücüye çıkarıyorum. Beğenenler yapmamazlık etmesinler. 
Çılbırı bilmeyen yoktur sanırım. Kaynayan suya yumurta kırılarak yapılan bir yemektir. Ben onu haşlanmış yumurtayla yapıyorum çok da güzel oluyor. Gelelim nasıl yaptığıma: 

Malzemeler
4 yumurta
4  yemek kaşığı yoğurt
3 diş sarımsak
Yarım pk pınar labne (100gr)
1 yemek kaşığı tereyağ
Tuz, pulbiber, nane , kekik

Yapılışı
Yumurtalar kayısı kıvamında haşlanır. Soğuyunca yuvarlak şekilde doğranır ve çukur bir tabağa dizilir. Yoğurt, labne peynir, dövülmüş sarımsak karıştırılarak yumurtaların üzerine dökülür. Tereyağı kızdırılarak, pulbiber eklenerek  yoğurdun üzerine gezdirilir. Nane ve kekikle süslenerek servis yapılır. 

Not: Tarif iki kişiliktir. 

14 Haziran 2016 Salı

Piraye

Yaşamak : ümitli bir iştir, sevgilim,
yaşamak :  seni sevmek gibi ciddî bir iştir... 
                                                     Nazım Hikmet
  
Epeydir kitaplarla aramdan kara kedi geçmişti. Taa ki Piraye'ye ulaşıncaya kadar o koca kitap iki günde soluksuz okundu da Tigris "ben nerdeyim, rüya mı gerçek miydi ?"demeye bile başladı.
 Canan Tan'ın 2009'da, akıcı bir dille kaleme aldığı kitabının baş kahramanı Piraye, edebiyat sever diş hekimi bir babanın küçük kızıdır. Nazım aşkı büyük kızına Hatice küçük kızına da Piraye ismini vermesiyle pekişir. Piraye'nin de kendisi gibi diş hekimi olmasını istemektedir. Fakat Piraye'nin gönlünde tiyatro ve şiir aşkı ağır basmaktadır. 
  Hayallerinin peşinde ordan oraya sürüklenen , diş hekimliğini  bitirip sonunda Diyarbakır'da , farklı bir kültürde , Dicle ismini verdiği kızıyla verdiği yaşam mücadelesini konu alan harika bir kitap.
 Kimler okudu bu kitabı yoklama yapıyorum. Okuyanlar parmak kaldırsın. Okumayanlara da yarım artı verelim.
  Kitabın adı : Piraye
  Yazarı: Canan Tan
  Yayınevi: Altın Kitaplar
  Sayfa sayısı: 400

13 Haziran 2016 Pazartesi

Nostaljik Pazartesi: 26 Hakkımda Bilmediğiniz 11 şey

Geçen seneki mim etkinliğini yeniden gündeme getirmek istedim. Ben soruları cevapladım sıra sizde
Sevgili blog dostlarım , yine keyifli bir mim etkinliğinde değerli dostum ve aynı zamanda bana çok uğurlu gelen sevgili Nahide Zerayak beni mimlemiş. O ister de ben hiç cevaplamaz mıyım ?
Hakkımda Bilmediğiniz 11 şey neymiş bakalım ?
1- Elinizde sihirli bir değneğiniz olsa neyi veya neleri değiştirmek isterdiniz?
  Ah nerde o değnek , bir elime geçirsem bakın bakalım dünya tersine döner mi dönmez mi? Bütün kötülere dokunup sevgi ile cezalandırırdım. İnsanların çocukların gözünden dünyaya bakmaları için değneğimi şöyle bir sallardım. Saf ve temiz duygulu insanlar olmalarını sağlardım.

2- Mesleğinizi değiştirseydiniz hangi meslek dalını seçerdiniz Veya ne olmak isterdiniz? 
  Mesleğime aşık bir olarak kolay kolay değiştirmek istemem ancak bütün hayalim edebiyat üzerine olduğu için köklü bir lisede edebiyat öğretmeni olup öğrencilerimi edebi sanatın engin denizinde yüzdürmek isterdim.

3-Bir gün boyunca aç kaldınız ( Ramazan'da olduğu gibi ) ilk ne yemek isterdiniz?
Önce su diyorum da başka bir şey demiyorum. Yemeğe gelince o günkü payımıza ne düşerse şükredip yerim.

4-Bir dalga olsaydınız nereye vururdunuz? 
 Küçük bir kıyı kasabasında yaşlı balıkçının teknesini yalar geçerdim.
5-Issız bir adada yanınıza alacağınız 3 kişi?
Bir eşim olsun iki çocuk da yeter ki bana
6-En çok görmek istediğiniz şehir veya ülke ? 
Türkiye'de en çok Mardin'i görmek isterim . Dünya'da artık imkanlar dahilinde her yeri görmek mümkün. Ben düşler ülkesinin güzelliklerini her zaman görmek isterim.
7-Asla giymem dediğiniz renk hangisidir? Neden?
 Beni tanıyanlar çok iyi bilir ki kahverengi asla ve asla giyemeyeceğim, başkalarına da hiç yakıştıramadığım ruhumu daraltan bir renk. Kahverengi en çok doğaya , kahveye ve çikolataya yakışıyor .
8- Bayramda ne yapacaksınız? 
Bu sene bayramda İzmir'de büyük abimlerde toplandık. İzmir'in , yeğenlerimin ailemle birlikte olmanın tadına varacağım .
9- Ölmeden önce yapılacaklar listesine ekleyeceğiniz 3 şey?
Son yıllarda uzun vadeli planlar yapmayı hiç sevmiyorum. Günlük ne yaşarsam kar sayıyorum. Her gün bir iyilikte bulunmak listemde daima var .
10-Bir uçurumun kenarındasınız tam atlayacaksınız O an aklınıza bir şey geldi o gelen şey nedir ?
 Şeytan yine soğuk şakalarından birini yapıyorsun , sana uymayacağım .
11-Yerde 50 TL bulsanız ne yaparsınız? 
  Yerde bırakmam alırım , gerçekten ihtiyacı olan birini bulup veririm ya da çocuklara bir şeyler alıp dağıtırım.
   Sorularımız bu kadar . Gelelim cevaplarını beklediğim dostlarıma
Kips Kipskips
Didemika
Yazarki


12 Haziran 2016 Pazar

Duyarlı Dostlarım

Merhaba blog dünyasının güzel insanları, bir kaç gündür yazamadım. Malumunuz Cafe'de misafirim var. Ece Ablamız misafir yazar yazar olarak beni onurlandırdı. Hala  onu tanımayanlar mı var yoksa ?  Durun durun linkini  veriyorum hemen Ece Evren
 Evde de misafirimiz var. Küçük yumurcak (ailenin en küçük bireyi) Çanakkale'den gelmiş hoşgelmiş sefalar getirmiş. Epeydir görüşemiyorduk. Boyu uzamış daha bir tatlı olmuş. Eee onunla ilgilenmekten buraya sıra gelmedi.
 Bugünkü asıl söylemek isteyip de bir türlü fırsatını bulamadığım habere gelecek olursak; hani 22 Nisanda Bilecik Kınık'ta bir kütüphane açmıştım ve bu güzel haberi de siz dostlarımla paylaşmıştım. Sizler de bu konuya gerekli duyarlılığı göstermişsiniz ve Kitap kampanyası destek olmuşsunuz. Hepinize ayrı ayrı teşekkür ederim . Dostlarımın kitapları köye ulaşmış. Kitap kampanyamız hala devam ediyor.

Öncelikle sevgili Zülal Garipkuş kitapları ulaştırdı. Sonrasında sevgili Nahide Zerayak göndermiş. Daha sonra sevgili Handan ve son olarak da sevgili Şule Uzundere nin düzenlemiş olduğu kitap çekilişinin talihlisi Serhat Ocak kazandığı kitapları benim kütüphaneme göndermek isteyerek çok anlamlı bir davranışta bulundu. Çarşamba günü elime ulaşan kitaplar, kütüphanedeki yerlerini aldılar. Gönderdiğiniz her bir kitap bir çocuğun ufkunda yeni bir dünyanın kapısını aralayacaktır.
Tekrar bu yürekli arkadaşlarıma teşekkürllerimi sunarım ve blogger dostlarımdan sizleri bilmeyenler varsa sizleri daha yakından tanımak adına bloglarınızı takip etmelerini  tavsiye ediyorum. Sevgiyle.

7 Haziran 2016 Salı

Cafe Tigris Yenilendi


Selam dostlarım,
Dikkat ettiyseniz bloğumda bir haftadır hummalı bir çalışma vardı. Haziran ayıyla birlikte yeni çehresine kavuştu. Nasıl olmuş Cafemiz?
Bunu tabiki ben yapmadım. İşin teknik kısımları hakkında fazla bilgim yoktu. O yüzden basit bir tema ile idare ediyordum. Hatta zaman zaman sizlerden de düzenlemeyle ilgili tavsiyeler alıyordum. Ama nasıl yapacağımı da kara kara düşünüyordum.
Geçen haftaki yayınlarımdan birindeki bir yorum beni öyle çok mutlu etti ki bunu anlatmak için kelimelerim yetersiz gelir sanırım.
 İçten bir "Ablacım" nidasıyla başlayan yorum, bloğumun tema değişikliği için yardımda bulunacağını o kadar mütevazi bir şekilde dile getiren ve canı gönülden isteyen, harika bir yürekle karşı karşıya olduğumu hissettim.
 Kendi içinden gelerek bana yardımda bulunmak için çabalayan bu güzel yüreğin kime ait olduğunu merak ediyorsunuz biliyorum. , Blog Yazarki bloğunun sahibi sevgili Tufan Kardeşim. Yorumlarından ve yayınlarından da anlaşılacağı gibi bloggerlere yardım etmek için çırpınan bir yürek o. Bir hafta boyunca bana bıkmadan usanmadan yardım eden, ve en güzelini ortaya çıkaran, bloğumun bu kadar güzel olmasının altına imzasını atan kardeşim, sana ne kadar teşekkür etsem azdır.
İnanıyorum ki kim olursa olsun elinden gelenin fazlasını yaparsın.
Bilmeyen tanımayan arkadaşlarım lütfen Tufan Kardeşimin Bloğunu mutlaka takip edin. Ve her türlü konuda sizlere yardımcı olacağını da sakın unutmayın . Sevgiyle.


6 Haziran 2016 Pazartesi

Nostaljik Pazartesi:25 Gelin Cuması

 Daha önceki yazılarımda yaşlı insanlarla sohbet etmeyi çok sevdiğimi belirtmiştim. Zamanında benim oturduğum apartmanın yerinde iki katlı ahşap eve gelin gelen bu yüzden beni daha başka seven Nuran Teyze ( komşucuğum) bugün beni çaya davet etti. Eski yaşamlara ilgim olduğundan hep eskilerden anlattık durduk. Çocukluğumun ucundan da olsa yakaladığım bazı gelenekleri anlattıkça hem çok şaşırdı, hem de o da yaşadıklarını benimle paylaştı. Anne tarafım Trabzon'lu olduğu için çocukluğumun yaz ve kış tatilleri hep Trabzon'da anneannemim üç katlı ahşap evinde geçmiştir. Bugün geleneklerden bahsederken çocukluğumda Trabzon'da yaşadığım bir gelenekten bahsettim. Hafızamda öyle bir yer etmiş ki sanki dünmüş gibi gözümün önünde canlanıverdi yaşadığım o güzel anı. Anneannemler iki katlı ahşap evlerden oluşan ve Trabzon'un köklü ailelerinin bulunduğu bir mahallede yaşıyorlardı. Evimizin karşısında bulunan hatta benim annemin kına gecesinin de bahçesinde olduğunu sonradan öğrendiğim çok güzel bir konak vardı. Konağın sahiplerinden küçük kızları yeni evlenmişti. Teyzem" bugün gelin cuması var uslu durursan seni oraya götürürüm "dedi.Ben ne olduğunu bilmediğim  için hem de o evin içini çok merak ettiğimden  gitmek için sabırsızlanıyordum. Yeni gelin bir hafta sonra cuma günü annesinin evine gelir ve konu komşu da onu görmeye gelirmiş. Neyse biz de giyindik süslendik doğru gelini görmeye . Kocaman bir ahşap bir kapıdan fıskiyeli bir havuzun bizi karşıladığı avludan içeri girdik ,çift taraflı merdivenlerden çıkarak yarı açık yüksek ahşap kapıdan içeri süzüldük. Sofaya dizilmiş sandalyelere gelen misafirlerin bir kısmı oturmuş baş köşede oturan gelini süzüyorlar. Gelinin üzerinde gelinliği teli duvağıyla göz kamaştırıyordu. Gelen misafirler ellerinde küçük hediyeleri  maşallah  nidalarıyla geline hayırlı dileklerde bulunup , büyükler el öptürüyorlardı. Bir sandalyeye ilişip  olanı biteni meraklı gözlerle izliyordum. Bir yandan da evi gözlemliyordum. Girişte sağda bulunan ceviz konsol ve üzerindeki altın  varaklı çerçeveli Taş aynadan gözlerimi alamıyordum. Konsolun üzerindeki ince cam işçiliğiyle süslenmiş iki karpuz lamba ve ortada asılı duran avizeyle bir örnekti. Sağdaki ceviz büfede son derece ince porselenden yapılmış fincan takımı ve ince camdan şerbet takımı iğne oyası örtüyle zarafetlerini tamamlıyorlardı. Ben konağın büyüsüne kapılıp düşlere daldığımda ev sahiplerinden olduğu anlaşılan genç bir hanım elindeki gümüş tepsiye sıralanmış yaldızlı limonata bardaklarıyla bizlere limonata servisi yapıyordu. Ceviz büfedeki fincanların desenindeki porselen pasta tabaklarında sunulan un kurabiyeleri ile birlikte içtiğim limonatanın ve un kurabiyesinin tadı tarif edilemez lezzetteydi. Bir süre daha oturduktan sonra ziyareti sonlandırıp eve dönmüştük. Ama benim aklım hala o evde ve gelindeydi. Bir daha hiçbir yerde böyle bir geleneğe rastlamadım.
Not: Resim annemin kına gecesinden

4 Haziran 2016 Cumartesi

Şerbet İçelim mi ?

Her sene bu zamanlar yol kenarlarında açan üç beş gelincik gördüm mü aklıma şerbetler gelir. 

  Annemin çeyizinin önemli  parçalarından biri olan bu şerbet takımı bir zamanlar evin baş konuklarının hizmetinde kullanılırdı. Ben de zaman zaman yaptığım şerbetleri bu bardaklarda ikram etmeyi seviyorum. 
  Kimbilir bir gün misafirim olrsunuz da size de iktam ederim billur bardaklarda buz gibi bir şerbet.
Çok eskilere dayanan şerbet kültürümüz, şimdilerde içinde ne olduğu belirsiz boyalı şekerli suların plastik şişelerde, karşımıza şerbet diye çıkması canımı acıtıyor. 
  Eskiden billur bardaklarda, gümüş taslarda  ikram edilen, önemli günlerimizin gerçek meyve özü ve çiçek özlerinden yapılan içeceğimizin düştüğü duruma ne demeli a dostlar?
  Serinleten ferahlatan anlamına gelen şerbet, yaz günlerinde olduğu kadar, kız istemede,nişan töreninde, doğumda, düğünde,mevlütlerde, sünnetten sonra  belli bir ritüel eşliğinde ikram edilmesi bir gelenektir. Tatlının, tatlı yiyip içip tatlı ile yeni başlangıçlar yapmanın önemli olduğunu , her özel günde ikram edilen tatlı yiyecek ve içeceklerle görmek mümkündür.
 Şerbet de önceleri bal , pekmez katılarak yapılan çeşitli meyvelerin  sularıyla hazırlanıp özel günlerde misafire ikram edilirmiş.
  Gül, kızılcık, gelincik, demirhindi, ahududu, amber, menekşe, reyhan ve lohusa şerbeti bilinen başlıcalarıdır.
 Öyle ki kültürümüzde önemli yer edinen şerbetle ilgili pek çok deyim ve atasözümüz vardır. 
 Kan kusup kızılcık şerbeti içtim demek :
  Eziyet ve sıkıntı içinde olduğu halde bunu belli etmemek.
 Nabza göre şerbet vermek:
 Birikerinin hoşuna gidecek, gururunu olşayacak şekilde davranmak
 Şerbetli : 
   1- kötülüğü huy edinmiş kimse
   2- Kendisine kötü davranılmasına           alışmış kimse
   3- Kötülüğe bağışıklığı olan kimse
 Lohusa şerbeti : 
Doğum sonrası gelen misafirlere ikram edilen kohusa şekeri ve tarçın karanfil gibi  baharatlar katılarak yapılan kırmızı şerbet.
 Şerbeti içilmek: 
  Bir kızı istemeye gidildiğinde şerbetin içilmesi kızın verildiği, tatlılıkla başlayan bir evlilik olması anlamına gelir.
 Şehadet şerbetini içmek :
   Şehit düşmek. 
 Ecel şerbeti içmek: 
   Ölmek
 
Ben de eski gelenekleri yaşatmak adına eğer bulursam mutlaka gül şerbeti ve reyhan şerbeti yaparım . Ha bir de küçük yeğenim doğduğunda lohusa şerbeti de yapmışlığım var.
 Gül şerbeti için ; reçellik  Isparta gülü dediğimiz pembe kokulu güllerin yaprakları güzelce yıkanır. Bir kavanoza sıkıca doldurulur. İçine bir çay kaşığı limontuzu eklenerek ,su ile doldurulup kavanoz sıkıca kapatılıp on gün kadar bekletilir. Sonra süzgeçten geçirilerek gülün suyu bir şişeye doldurulur. İkram edileceği zaman istenilen tadda hazırlanmış şekerli suya gül suyundan ilave edilerek buzla ikram edilir. 
 Reyhan şerbeti : 
 Bir demet reyhan güzelce yıkanıp saplarıyla birlikte bir kavanoza konur. 1 çay kaşığı limon tuzu ilave edilerek su ile doldurulan sürahi bir gece buzdolabında ağzı kapalı bekletilir.  Süzgeçle suyu süzüldükten sonra şeker katılarak buzla servis edilir. 
  Gelincik şerbeti yapma fırsatım olmadı ama onu da deneyeceğim . Ah bir kırlara gidip toplayabilsem. 
 Haydi tam zamanı sizler de çiçeklerden meyvelerden hazırlayıp boyalı gazozlara, içeriği bilinmeyen içeceklere inat iftar sofralarınızda baş tacı edin şerbetlerinizi , limonatalarınızı . Sevgiyle
 

3 Haziran 2016 Cuma

Annemin Pastası


Dün yaşanan yoğunluktan sonra eve gelince bir süre dinlendim. Birden kendimi enerjik hissettim. O zaman ne duruyorsun, kalk birşeyler yap dedim kendime. 
 Aklıma nerden geldiyse annemin çok eskiden yaptığı bir pasta vardı. Onu yapayım da yarın miniklerim yesin dedim ve sıvadım kolları. 
Annemin misafir günlerinin değişmez tarifi kekle kurabiye arası bu eşsiz lezzet beni çocukluğumun mutlu günlerinde gezdirmek için gelmişti sanki. 
Pastanın pişmesiyle eve yayılan o koku var ya o koku ahhh diyorum da başka bir şey demiyorum. 

Malzemeler:
4 yumurta ( birinin sarısı ayrılacak)
1,5 su bardağı şeker
1 su bardağı süt 
1 su bardağı sıvı yağ 
1 pk vanilya 
1 pk kabartma tozu
Aldığı kadar un 
İçi için:
1 su bardağı dövülmüş ceviz 
1 su bardağı kuru üzüm
1 tatlı kaşığı tarçın

Yapılışı: 
Yumurtalar, şeker ve vanilya mikserle çırpılır. Sırasıyla sıvıyağ, süt ilave edikerek çırpılmaya devam edilir. Yavaş yavaş un ve kabartma tozu da ilave edilerek çırpılır. Kek çok koyu kıvama gelince el ile yoğurarak kulak memesi yumuşaklığında hamur elde edilene kadar un ilave edilerek yoğurulur. İstenen kıvama gelen hamur ikiye bölünür. Yağlı kağıt serilmiş tepsiye hamurun yarısı güzelce yayılır. Dövülmüş ceviz, kuruüzüm ve tarçın karıştırılarak hamurun üzerine serilir. İkinci kat hamur da güzelce yayıldıktan sonra, ayrılan yumurta sarısı en üste sürülerek 175 derece ısıtılmış fırında pişirilir. Soğuduktan sonra dikdörtgen şeklinde kesilerek sevis edilir . 

2 Haziran 2016 Perşembe

Bir Yıl Daha...




Selam blog dünyasının güzel insanları.
Tigris, bu hafta bir yoğun bir yoğun ki sormayın. Bir yandan yaz geliyor Cafe tadilatta ( yapım aşaması bitsin size bu imzanın sahibi güzel yürekli insanı tanıtacağım) , diğer yanda okullar yaz tatiline giriyor ve Ramazan geliyor diye kapanış törenleri, doğumgünleri, düğünler... İhmal ettim sizleri. Özledim de . Elimden geldiğince yorumlarınıza cevap yazmaya çalıştım.
 Bugün okulda kep törenimiz vardı. Çocukların ve velilerin heyecanı görmeye değerdi. Hüzünlendik , duygular sel oldu aktı. Güldük, söyledik, yedik içtik , oynadık. Güzel anlar hatıralar sayfasındaki yerini çoktan aldılar bile.
Tören sonunda velilerimizin çiçekleri, bana verilebilecek, en güzel hediyeydi.
Bir yılı da bitirmeye sayılı günlerimiz kaldı. Bir yıl daha yaş aldım, miniklerimin enerjisiyle zor geçen günlerimi yendim. Şimdi mutluyum.
Şunu daha iyi öğrendim ki ; çocukların sarmaladığı bir dünyada herşey gerçek ve herşey çok güzel. Sevgiyle

Öne Çıkan Yayın

Yalnızlığa Dair

Birine bağlanamayacak kadar        kalabalık yalnızlıklarım         var benim .  Tigris