30 Ekim 2018 Salı

# MİM # Dünün Hikayesi


Merhaba Dostlar
Epeydir MİM görevi gelmiyordu. Sağolsun Deryacım bir etkinlikte bana göz kırpmış. Deryacığıma teşekkür ederim. Deli Kısın Bohçası bloğunun sahibi Derya'nın yazısı için  Tıktık
Seviyorum mimleri. Mimlenmeyi ve mimlemeyi. Bu etkinliği sevgili Sessiz Umman başlatmış Buradan onun yazısına ulaşabilirsiniz.
 Gelelim mimin konusuna. Bu sefer tek soru var.
Dünün Hikayesi.
Yani dünü nasıl geçirdim onu anlatmam istenmiş.
Efendim hemen yazmaya başlayayım.
Dün 29 Ekim olduğu için ,  büyük bir heyecanlar sabah erkenden kalkıp bayramlıklarımı giymek için hazırlanmaya başladım. Kılık kıyafet, makyaj, saç derken en son en sevdiğim Atatürk kolyemle hazırlığımı tamamladım.
Evden çıktım. Ilık bir sonbahar sabahı topuklu ayakkabılarımın parke taşlarındaki tıkırtısı eşliğinde durağa geldim.  Bindiğim dolmuş bir hayli kalabalıktı. Törene giden öğrenci ve öğretmenler vardı. Okula ulaştığımda törene 15 dakika vardı. Yavaş yavaş görev yerlerimize geçtik. 10.00'da tören başladı. Öğretmen arkadaşlarımızın hazırladığı coşkulu kutlama töreninden sonra, kahvesiz final olmaz dedik ve duyan beni takip etti. Bir kahve içimlik sürenin sonunda herkes evlerine gitmek için dağıldı.
Bense günü değerlendirmeliydim. Çünkü bu sene öğlenci olduğum için okulda geçiyor günün en güzel saatleri.
Hemen şehir merkezinde aldım soluğu. Şöyle tadına vara vara uzun soluklu bir kahvaltı yaptım. Sakinliği özlemişim. Her zaman kalabalık olan sokaklarda daha kıpırtı yok. Bunu sevdim ve ağır ağır yürüdüm.
Ara sokakların birinde bir cafe ilgimi çekti, değişik bir kahve ısmalradım kendime. Küçük mekandaki eskiye ait objeler beni içine çekti. Bir saate yakın o eşyalarla gözgöze konuştuk. Neler anlatmadılar ki?
 Tekrar dışarıdaydım ve sokaklar bayağı kalabalıklaşmıştı.
Yol üzerindeki sahaftaki kitapları karıştırdım biraz. Ana caddeye geldiğimde polislerin  yolları kestiğini gördüm.29 Ekim Cumhuriyet Bayramı yürüyüşü için önlem alınmış. Su kenraındaki bir cafenin üst katında yerimi aldım. Müthiş kalabalık ellerinde Türk Bayakları ve Atatürk resimleri ile  tek bir yürek halinde marşlar söylüyorlar.Ben de katılıyorum o coşkuya. Güneşin pırıl pırıl ışıkları suyun aksinde dans ediyor. İnsanlar Bayramın heyecanını coşkusunu yaşıyor. Her yaştan insan kırmızı ve beyzadan başka renk görünmüyor.
Sokak tekrar sakinliğine kavuşuyor. İnsanlar başka bir yerdeki etkinliğe koşarcasına gidiyor. Gün akşama dönerken ben de eve doğru yol alıyorum.
Yemek faslından sonra. Hergün izlediğim yarışma programı Kelime Oyunu için tv'nin karşısındayım. Eski kelimelere olan aşinalığım soruların çoğunu bilmenin sevincini yaşatıyor. Yalnız bu geceki yarışmacılardan birisi, daha soru sorulmadan cevapları bilerek beni çok şaşırtıyor. Onun kazanmasına da çok seviniyorum. Yarışma da bittiğine göre tv ile de işim bitiyor. Kitabıma dönüyorum. Nermin Yıldırım'ın Misafir adlı kitabını okuyorum. Her ne kadar öğlen okula gitsem de erken yatıp erken kalkmaya alışmışım. Gözlerim kapanıyor. Yatmaya hazırlanıyorum. Ama hemen yatıyor muyum hayır. Bu gece izleyeceğim tiyatro oyunu, Haldun Dormen'nin  Nerde Kalmıştık adlı oyunu. Uykunun kollarına bıraktığımda kendimi saat 01.37'yi gösteriyordu.
Tigris bir günü daha bitirmenin huzurunda.

Gelelim bu mimi yapacak arkadaşlara

Sevgili
Handan
Biz kimiz kadınız
Adadeniz


Not: Mim etkinliği hakkındaki yazımdan etkinliklerin nasıl yapılması gerektiği hakkındaki ip uçlarına ulaşabilirsiniz.  Tık tık

29 Ekim 2018 Pazartesi

29 EKİM CUMHURİYET BAYRAMI

Canım TÜRKİYEM
Doğumgünün kutlu olsun.
Yaşasın Cumhuriyet
🇹🇷🇹🇷🇹🇷🇹🇷🇹🇷🇹🇷🇹🇷🇹🇷🇹🇷🇹🇷🇹🇷🇹🇷🇹🇷🇹🇷
Sonsuza dek kalbimdesin Yüce ATATÜRK 


24 Ekim 2018 Çarşamba

Şarkıların Hikayeleri : VEDA BUSESİ

Türk müziğinin bilinen ve nedense bir sevgiliye yazılmış olduğu düşünülen Veda Busesi’nin hazin öyküsü hiç de öyle değildir.
Türk şiirinin beş hececiler grubunun  şairlerinden biri olan   Orhan Seyfi Orhon’un en hazin şiirlerinden biridir Veda
  Şairin kanser hastası kızı hasta yatağında babasının bir söz vermesini ve onun arkasından ağlamamasını ister. Ancak baba yüreği ve derin  hislere sahip şair bu sözünü tutamaz .
Gözünden yaşlar kaleminden de şu dizeler dökülür.

VEDA
Hani o bırakıp giderken seni 
Bu öksüz tavrını takmayacaktın? 
Alnına koyarken veda buseni 
Yüzüne bu türlü bakmayacaktın? 

Hani ey gözlerim bu son vedada
Yolunu kaybeden yolcunun dağda 
Birini çağırmak için imdada 
Yaktığı ateşi yakmayacaktın? 

Gelse de en acı sözler dilime 
Uçacak sanırdım birkaç kelime... 
Bir alev halinde düştün elime 
Hani ey gözyaşım akmayacaktın?

                      Orhan Seyfi Orhon 

Bu hazin hikayeli şiiri daha sonra bestekar Yusuf Nalkesen muhayyerkürdi makamında bestelemiş ve Veda Busesi adıyla kalplerde yer etmiştir. 




Not: Bugün bu şarkıyı seçmemin bir anlamıvar. Çünkü 25 ekim annemle babamın evlilik yıldönümleri .58 yıl oldu . Ama babam  ilk defa yok. Onun vedası hep yüreğimde. :.(

20 Ekim 2018 Cumartesi

Ayağıma Yer Edeyim



“Ayağıma yer edeyim, gör sana neler edeyim.” derdi rahmetli anneannem.
Sorardım anneanne neden öyle diyorsun diye.
Görmüyor musun filancayı işi görülene kadar bir ilgi, bir izzet bir ikram. İşini sağlama alınca da gör neler ettiğini.
Falanca komşunun yeni gelini evlenmeden önce anneciğim anneciğim diye yere göğe sığdıramadığı kaynanası ile evlendiğinin ertesi günü kavgaya başladı.
Cici annecim oldu mu sana öcü kaynanam
İnsanoğlu böyledir. Ne diller döker menfaati için her türlü sözde iyiliği yapmaya hazırdır, yapar da. Ama işini ssğlama aldı mı artık bambaşka biri olur çıkar.
Ayağına yer etmek isteyenler , neler edebileceğiniz tecrübeyle sabittir. Hadi hadi başka kapıya. Arkanıza bakmadan ileri marş.

16 Ekim 2018 Salı

Yol Halleri


Her gün kısa minibüs yolculuklarımda payıma ne düşerse kabul eder alırım .
Bir bakarım sinirli bir şoför, son gaz giderken ani bir frenle başımı bir yere çarpmamak için büyük çaba gösteririm.
Bazen bakarım cep telefonuyla son ses konuşan bir yolcu. Kelimeleri öyle bir çeker ki beni, ister istemez kulaklarım misafir olur. İnecek durağa geldiğimde aklım hala konuşmadadır. Acaba devamında ne dediler diye düşğnmeden edemem.
Ya da ne bileyim bazen de kendi hayal denizime yeljen açarım, öykeki; ineceğim durağı kaçıracak hale gelirim.
Bugün de payıma  düşen hayallerle dolu bir yolculuktu. Ta ki o küçük kızın bir cümlesi beni kendime getirdi.
Annesiyle birlikte minibüse bindiklerini yatım yamalak hatırlıyorum. Şeker pembesi bir süveteri ve elinde tuttuğu portakal ona dair hatırladığım ayrıntılardı.
Ben dalmış giderken , kulağıma sözler çalınıyordu ama anlamlı cümleler olarak duymuyordum.
Annesinin maaşımızı alınca dediğini duyar gibi oldum.
Çocuğun“ Anne maaş çantadaki paralar oluyor değil mi?”
Sözü beni kendime getirdi.
Kimbilir ne istedi? Ah nasıl da kaçırdım konuşmanın başını diye hayıflanıp dırdum.
Nasıl da gğzel açıkladı maaşın ne olduğunu.  Maaş Çantadaki paralar.
Çantadaki paralar....
 Off ben artık bunu düşünür düşünür dururum .
Sevgiyle.


12 Ekim 2018 Cuma

Elini Tuttum

 
 Selam Dostlar.
geçen günkü yazımda size Cemal Abi'den bahsetmiştim. O kadar doğal bir yürek anlattıklarıyla ve yaşadıklarıyla hepimizi kırar geçirir demiştim.
Çok keyifli günündeyse eşi Asuman Abla ile yaşadıklarını anlatmaktan hiç sakınmaz.
Komik olaylar da onun yakasını bırakmaz ki. hangi birisini yazayım size.
Ama içlerinde, gözümden yaş gele gele  en çok güldüğüm var ki size anlatmasam olmazdı.
     Cemal Abi, bir gün eşi Asuman Abla ile çarşıya çıkmıştır. Mağaza vitrinlerine baka baka aheste aheste yürürlerken, Asuman abla bir vitrine takılıp kalır. Ama cemal abi onu görmez ve yürümeye devam eder. Hem yürür ve hem konuşmaya devam eder. Bu sırada Asuman Abla'nın da elini tutmaktadır. Yol boyu Cemal abi anlatır. Sıkı sıkı da Asuman Abla'nın elini tutmaktadır. Yol biter trafik ışıklarında dururlar ver karşıdan karşıya geçeceklerdir. Cemal Abi bir bakar ki elini tuttuğu kişi Asuman Abla değil. Oradan nasıl uzaklaşacağını bilemez. Hemen gerisin geri döner, Asuman Abla hala vitrine göz gezdiriyor. Durumun farkında değil.
    Cemal abi bir şey demez tabiki. Ama düşünür durur. "Hadi ben dalgınlıkla başka bir kadının elini tuttum. Ya o elini tutturan kadın, benimle yol boyu yürüdü. O da mı fark etmedi yabancı birisinin elini tuttuğunu".
    Cemal Abi  " Korkumdan artık ellerim ceplerimde gezer oldum Hocam" demeyi de ihmal etmez.
    Ben de hala soruyorum kendime. Hadi Cemal Abi fark etmedi behey kadın sen de mi fark etmedin de yürüyüp gittin.

Sevgiler.


10 Ekim 2018 Çarşamba

Dağda Domuzu Eksik

 
Çalıştığım kurumun, eskilerin deyimiyle müstahdemlerinin en babacanı Cemal Abi, iki eli kanda da olsa yardıma koşmayı kendisine görev adletmiş nevi şahsına münhasır bir kişilik olarak karşımıza çıkar.
 Zaman zaman kullandığı yöresel kelimeler ve başından geçen komik olaylarla olaylarla hepimizi kırar geçirir.
  Dün yine yanıma uğradı. "Hocanım bir şeye ihtiyacın var mı, nasılsın, halini sormaya geldim." dedi.
Konu konuyu açtı tam yerinde yine o meşhur deyimlerinden birisini söyledi. Bu sefer beni güldürmedi, düşüncelerden düşüncelere koşturdu. O gitti ama ben o deyimin etkisinde hemen kalemime sarıldım. "Dağda domuzu eksik."
  Düşündüm düşündüm. Tam da günümüzün hırslı, doymak bilmez , daha fazla isteyen insanlarına cuk diye oturdu.
Sahi nedir bu dünyalık elde etmek için yaşadığımız hırs. Daha fazla giysi, daha fazla eşya, daha iyisi, en iyisi, en en iyisi, hepsi benim olsun. En son model telefon , ev, yazlık ev kimseden eksik kalmayayım. Hatta ve hatta sosyal medya hesaplarımda takipci sayım bilmem kaç binler olsun.Herkes beni beğensin,enn................ ben olayım.
Oysa düşününce bi dağda domuzumuz eksik değil mi?

5 Ekim 2018 Cuma

Tigris Ozune Döndü

Selam Dostlarım .
Bugünler de bana uğrayıp da kapı duvar dediniz mi bilmem ama bugün ştibariyle bloğum özüne döndü. İki yıl önce alan adı alarak farklı bir yolda ilerlemek istemiştim. Baktım olmuyor. Ben de özüme döndüm. Yani artık  “tigrisdriver.blogspot.com” adresim

Minik melekleriyle günlerini geçiren Tigris.
Her gün yeni umutlarla; hayatımın güncesine bir sayfa, bir sayfa daha eklemek üzere, 2013 yılının 1 Ocağında bir anda karar verip, "neden benim de bir bloğum olmasın" diye başlamıştım. İlk olarak öğrencilerimle geçirdiğimiz günlere dair "Minik meleklerim - sınıfımın güncesi" adlı bloğumla çıktığım yolculuğa, 2015 Ocak ayından beri "Cafe Tigris- Hayatımın Güncesi" olarak devam ediyorum. 
Bir Cafe sıcaklığında, ağırlamaktan keyif aldığım konuklarımla, hayatıma dair, şiir, yazı, nostaljik bir obje, zaman zaman yemek tariflerimle ve özgün fotoğraflarımla süslediğim bloğumda, yeni dünyalara açtığım kapıların mutluluğunu yaşamaktayım. Blog yazarı olmanın ve yeni dostlar edinmenin bana büyük keyif verdiğini fark ettim. Ve gönül kapılarımı dostlarıma sonuna kadar araladım. Cafe Tigris‘e dostlarımı bekler oldum. Her geçen gün hızla çoğalan dostlarımdan övgü dolu sözler duymak, mutluluğuma mutluluk katıyor ve onlarla kurduğum gönül köprülerine yenileri ekleniyor.

Siz yeni gelen dostlarım, Cafemden içeri girdiğiniz andan itibaren bir bakmışsınız ki bir dizede kendinizden bir şeyler bulmuşsunuz ya da nostaljik bir yazımda çocukluğunuzun en güzel anılarına yolculuk yapar olmuşsunuz. Fotgraftaki bir ayrıntı size ne kadar da tanıdık gelir olmuş. Sanki karşılıklı sohbet ediyormuşçasına, kahvelerimizi yudumlarken, iki lafın belini kıran yorumlar yazar olmuşsunuz. 
Taş plaktan Müzeyyen Senar, Hafız Burhan eşlik ederken geçmişe doğru yol almış kömürlü trendeymişçesine buram buram geçmiş kokusunu burnunuza çeker olmuşsunuz.
 
Bir yayınım hüzünlü gözlerinizden inci taneleri akıtırken, bir yayınımda da kendinizi kahkalarla gülerken bulabilirsiniz.
Blogger dayanışması adına yaptığımız mim etkinlikleri, blog keşif etkinlikleri olmazsa olmaz yayınlarımdan bazıları.
Ben dostluk elimi uzatıyorum, Siz de dostum olmak istemez misiniz? 
Sevgiyle,
Cafe Tigris

1 Ekim 2018 Pazartesi

Ey Zevk Nedir Bilen


"ey mutrib-i zevk aşina
bir şarkı yaptım ben sana, çal söyle eğlen daima
reftarı tarzı nev eda
bir şarkı yaptım ben sana, çal söyle eğlen daima"

Güfte:  Rahmi Bey
Beste : Rahmi Bey 
Makam: Kürdilihicazkar

 Rahmi Bey 27 aralık 1864'te istanbul'da doğdu. Gümilcine  ve Bursa'da orta öğrenimini tamamladıktan sonra mülkiye*'ye girdi ve buradan mezun oldu. Şimdiki adıyla Danıştay'da önce katip, sonra üye olarak otuz yıl çalıştı. 1911 yılında çalıştığı daire lağvedilince işsiz kaldı. Sonrasında devletin çeşitli bölümlerinde görev aldıysa da yine açıkta kaldı. 12 mayıs 1924'te vefat etti. Şevki Bey ve Hacı Arif Bey'den sonra döneminin en önemli bestekarlarından biridir.

  Şevki Bey işsiz kaldığı ve geçim sıkıntısı çektiği dönemde bir gün bir yakınının düğününe davet edilir. Düğüne eli boş gitmek Rahmi Bey gibi ince ruhlu kişiye yakışmaz. Para sıkıntısı içinde ne yapacağını düşünürken , hemen şu güfteyi kaleme alır ve Kürdilihicazkar makamında besteler. Gittiği düğün sahibinin musiki aşığı olduğu düşünülürse verilebilecek en güzel hediyeyi vermiştir. 


“Ey zevk nedir bilen çalıp söyleyen, 
Sana, gidişi, tarzı ve edası yeni bir şarkı yaptım. 

Daima çalıp söyle ve eğlen.”





Öne Çıkan Yayın

Yitik Zamanlar....

Yitik zamanları beş geçiyordu, saniyelerde atan kalbim.  Tigris