26 Mart 2019 Salı

Neden neden neden ?


Son zamanlarda çok düşünür oldum.
Neden bu kadar eskiye özlem duyup göz yaşı döktüğümü.
Sanki bana inat yaparmışcasına sosyal medya hesaplarından çocukluğumuz şöyle güzeldi , böyle güzeldi, şu objeyi, şu anı hatırladınız mı dercesine gözüme gözüme sokuyorlar çocukluğumu.
 Bu paylaşımlardan anladığım çoğu insanın benimle aynı duyguyu paylaşıyor.
Ne vardı ki eskide bu kadar özlem duyuyoruz. 
Bundan bir 20-30 sene sonra şimdiki çocuklar da acaba bu günleri özlemle anacak mı? 
Eğer anacaklarsa o zaman neden biz bu zamanı beğenmiyoruz ve  geçmişi özlüyoruz.
Çocukluğumuzdaki sır nedir.
Hatta bu sabah  bir arkadaş İnstagramda paylaştığım çiçek resmiyle çocukluk anılarına geri döndüğünü söyledi.
Çiçekler aynı çiçek de değişen zaman mıydı?
Son zamanlardaki bu nostaljik tavırların sebebini bilen var mı ?
Onca zor şartlara olan özlemin sebebi ne ?
Teknolojinin bize sunduğu nimetlerle rahat yaşamak varken, sobalı evlerde tüten çaydanlığa döktüğümüz gözyaşı neden
Ya da bizden önceki nesillerin bizim özlemle andığımız çocukluğu beğenmeyip kendi dönemlerine duydukları özlem neden ?
Şimdiki andaki mutsuzlukların nedeni ne?
Yaşadığımız dönemse suçlu, peki  neden o zaman bizim çocukluğumuzdaki dönemi de büyüklerimiz beğenmiyordu, onların dönemini de bir önceki nesil ve öncesi, öncesi.
Sanki ayna içinde aynalara bakar gibiyim ama başımı döndürüyor bu sorular.
Herkes bulunduğu dönemin şikayetçisi.
Kafamda yine deli sorular
Neden ,neden, neden ....


18 Mart 2019 Pazartesi

Ah Be Çocuk !..


Ah be çocuk ah bee
Gözlerinle konuştun yine
Döktüğün her bir damla yaşla yüreğimin en derin yaralarını kanırttın
Ah be çocuk
Öyle büyüdün ki kalbimde
Bu günün  ruhunu ancak sen anlayabilirdin
Ben ki her 18 martta kendimi sorgulardım
Acaba onlara karşı sorumluluğumu yerine getirebiliyor muyum diye.
Ah be kuzum şimdi sen de en ağırını  yüklendin
 Onbaşı Seyit misali sıska bedenine inat dünyalar sığdırdığın o yüce kalbine
Ah be çocuk bir kere daha vurdun beni Çanakkale’de
Bir sen anlardın zaten ordaki neferin şehadet yeminini.
Üzüm hoşafıyla kuru ekmeği sen yedin
Yokluğun yoksulluğun umarsızlığıydı döktüğün inci taneleri.
Yüreğinden öperim seni çocuk
Ah be AYŞEGÜL’üm
Onlar ki dönmeyi düşünmediler
Sen de gözlerinle haykırdın
Çanakkale Geçilmedi
ÇANAKKALE GEÇİLMEZ

Anılarına saygıyla
18/03/2019
Tigris



14 Mart 2019 Perşembe

Sevgi ve Hayat Birleşince Kural Dinlemez

   
 "Sevgi ve hayat birleşince kural dinlemez."
Bugünün sözünü Ayşegül sizlere hediye ediyor.
Gönül kahvesi benden söz Ayşegül'den olsun
 Nerden çıktı bu söz derseniz , bizimki bazen kuralları delmeye niyetleniyor, beni de buna alet etmek istiyor. Ama ,Ayşegül demeye kalmadan bana bu lafı yapıştırdı iyi mi ?
Ben çok seviyormuşum, Onlara kıyamazmışım, kuralları da bozabilirmişim. Of of . Bunca yıllık meslek hayatımda ters köşeye de yatıyorum.
Günlerdir yoğunluktan yazmaya fırsatım olamadı yine birikti yaşadıklarımız.
En son deprem tatbikatı adı altında okulda yapılan etkinlikten sonra feryat figan eden Ayşegül, Müdür Beyle görüşme talebinde bulundu.
Neden görüşmek istediğini sorduğumda böyle saçma bir şey görmedim dedi. Sadece bizi aşağıya indirdiler ve tekrar çıktık. tatbikat böyle olmaz demez mi. Kız tatbikat ne deyince  üstüne basa basa "Önlem, Önlem " demez mi? ne diyeyim çok haklı. Müdür Beyle görüşme kısmına gelince Müdür beyin yoğun işleri nedeniyle maalesef bir türlü gerçekleştiremedik. Ama  bizimki unutmaz düşer yine aklına.
     Bu aralar hepsinde bir yardım etme aşkı sormayın gitsin.bana ne yapacaklarını şaşırıyorlar.
 İyi bari bana mutfaktan bir bardak su getirin dedim. Tabiki bizimki yine başrolde. Elinde bardak sınıfın kapısını açmaya çalışıyor, kapı biraz zor açıldığı için yerimden kalkmaya yeltendim, Sen dur öğretmenim "Hayatta çözülmeyecek sorun yoktur ." dedi elindeki bardağı bıraktı ve kapıyı açtı.
Gitti suyu getirdi. Beni de suya götürüp susuz getirir bu .
   Bu aralar yoğunum dedim ya okuldaki öğretmenlerimizden birisi sınıfa geldi, İstiklal Marşı'nın Kabulü etkinlikleri için pano hazırlığı yapıyoruz onunla hararetli hararetli nasıl yapsak diye konuşurken bizimki yanımızda bitti.
   Hoşgeldiniz Öğretmenim Ben Tigris öğretmenimin küçük yardımcısıyım size nasıl yardımcı olabilirim demez mi ?
Öğretmenimiz tabiki durumu önce anlayamadı Bak ne diyor sana dedim.
Sonra uyandı, Öğretmenim bu kaç yaşında , öğretmenim bana ne dedi, öğretmenim.
Seda Hocam, O Ayşegül herkes tanır onu sen de tanıştın bu vesileyle dedim.
Epey güldük duruma.
Ah kız yine yaptın Ayşegül'lüğünü.

Sevgiyle
14/03/2019
  Tigris

10 Mart 2019 Pazar

Birgün Bir DOST’ta Kesişir Yolunuz. -Tolga Demirel


Birgün 
Bir DOST’un kapısından içeri girersiniz. 
Tam karşınızdadır . Engin mavi gözler kendi halinde işleriyle meşgul. 
Kitaplar şşş ses çıkarma dercesine sesssizlik oyununa davet eder sizi. 
Ama ben ....dersiniz ve kelimeler yarım kalır her defasında. 
Merhaba demek güçleşir gitgide.  bozulur korkusuyla . 
Amaların bir sonu vardır. 
Merhaba çok beklettim mi? Diye başlar 
Tek düze anlamlar yüklediği yaşamı sade güzelliktedir, yazdıklarının büyülü dünyasına inat
Yazmaya aşıktır . Yazmanın aşkına varmıştır bir kere. 
Herkes yazmalı , üretmeli. 
“Dünya güzel, kötü olan hayat” 
Bir küçük an parçası çaldım ona ait paha biçilemez zamandan. 
Anlatttı kalbinden geçen trenlerin aşk yolcusu dolu vagonlarını 
Doğa vardı bir vagonda diğerinde bir küçük kedi ve sonrakinde bir kadının tiz çığlıkları.
Gerçeklerin doğruluğu, mat ettiği cümlelere hayat veriyordu insanlığının gerektirdikleri. 
Anlatıyordu biteviye, an be an. 
Aşkı gizlediği  minik bir yüreğin  gamzesinde anlam buluyordu  heyecanı.
Gecenin zifiri koynunda mecburiyetleri en derin uykusundayken ,duyguları yalnızlığının işkencesini yüzüne vururcasına ayaktaydı hep. 
Şehrin keşmekeşinde günaydın derken dünyaya ,iyi gecelerini duymak için nasıl da esir almıştı  umarsız yalnızlığını .
Yaşadıklarında mı yoksa yaşamadıklarında mı zaman daha çok yaşlandırıyordu  insanı?
Tek kişilik rüyalar, hayalleriyle konuşan yalnızlıklarına rağmen, umutlarını korur muydu mutlulukları uğruna .
Ölünce anlaşılmadan 
Kimbilir bir gün bir DOST’ta kesişir yolunuz 
Merhaba Ben Tolga Demirel...

Sevgiyle 
09/03/2019
Tigris


Not: Tolga Demirel Eskişehir’li genç bir yetenek. 
         Dost Kitabevi’nde çalışırken kitapların büyülü dünyasına kapılmış ve       
         kendisini yazmaya vermiş. 
         Şimdiye kadar iki kitabı çıkmış
          - Benim Aslım
           - Soruyorum
         Geçen gün gerçekleştirdiğimiz  keyifli sohbet sayesinde kendisini tanıma        fırsatı buldum .  Ve şu güzel sözlere attı imzasını.





6 Mart 2019 Çarşamba

"SIR"rı Çözdüm

 Merhaba Cafeciler
Büyük bir iz takibinden sonra sırrı çözdüm.
Evet evet çözdüm. Günlerce delilleri inceledim. İplerin bağlanışlarına baktım ve sonuca ulaştım. Her suçlu arkasında bir iz bırakırmış . ben de o ize ulaşarak çözümü buldum.
Evet açıklıyorum , Açıklıyorum , Hazır mısınızzzz?
işte bulduğum ip ucunun resmi. Bu kurumuş biberler  ipin ucunda neyin olduğunu gösterdi ve  suçluları ele verdi. Meğer bizim mahallenin teyzeleri yazın güneşte kurutmak için okulun parmaklıklarına biber, kabak, patlıcan asıyorlarmış. İplerin renkli olması ise kim astıysa onunki belli olsun diğerleriyle karışmasın diyeymiş. Az daha ben de dilek dileyip renkli ip bağlayacaktım.
İşin şakası bir yana  ben bu durumu her yaz görüyorum ve her seferinde de komik ve biraz da düşünceli yüz ifadesine bürünüyorum. Şehir yerinde kışlık hazırlıkları yapmak çok zor. Ancak arabanın, tozun toprağın eksik olmadığı bir bölgede kurutulan biberler ne derece sağlıklı oluyor şaşırıyorum. İşin sonunda çevreye verdikleri kirlilik de cabası. Okulun demir parmaklıkları boydan boya iplerle dolu. Asarken iyi de sökerken ipi kopar gitsin. Arkanda kalsın iplik parçaları. Ve biliyorum ki bu yaz yine aynı teyzeler aynı demirlerde kurutacaklar kışlık biberlerini.
Benim çalıştığım okulun  demir parmaklıkları da  yazla beraber halı kurutma yeri olarak kullanılıyor.
Bilemiyorum böyle bir şey uygun mudur, sağlıklı mıdır , değil midir?
Varın gerisini siz düşünün ?

3 Mart 2019 Pazar

Parmaklıklardaki Sır

Her gün işe gidip geldiğim güzergahta çevredeki ağaçları yerdeki otu, ağaçtaki kuşları incelemeyi çok seviyorum. Yol üstünde bir de okul var. Okulun  duvarlarında yazanlar epeydir dikkatimi çekiyordu. Aman Allahım neler yoktu ki neyseki boyadılar da ben de kurtuldum o sinir bozucu yazıları görmekten Şimdilerde de  duvarın üstündeki parmaklıklar dikkatimi çeker oldu.
   Parmaklıklara bağlanan ipler. Okulun demirlerinde bu iplerin işi ne, kim ve kimler tarafından ne amaçla bağlanmış,Yoksa burada yatır mı var, dilek ağacı niyetine mi bağlanmış. Kim ne zaman bağlamış. O kadar gelip giderim daha ip bağlayan birine rastlamadım. Peki kim ve ne amaçla bağlamış.
Evet bu sırlı konuyu sizlere açıyorum ve soruyorum bu ipler neden ve kimler tarafından buraya bağlanmış olabilir?
Hiç merak etmeyin bu işin peşini bırakmayacağım. Gerekirse gece nöbet tutup bu ipleri kimlerin  ne için bağladığını öğreneceğim.

Öne Çıkan Yayın

Yitik Zamanlar....

Yitik zamanları beş geçiyordu, saniyelerde atan kalbim.  Tigris