nostaljik etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
nostaljik etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

26 Şubat 2017 Pazar

Kahveli Soylesiler 3

Kahveli Soylesiler 3

Merhaba dostlar
Evet nerde kalmıştık ?
Sizler ilk iki bölümü okurken ben de üçüncü kısmını yazmaya koyulayım .
Hadi herkes kahvesini alsın
Kahveli Soylesiler 1
Kahveli Söylesiler 2
Çocukluğumun tatillerini geçirdiğim Trabzon'da dedemin evinde yaşadığım anlara dair başlayan söyleşimizin üçüncü bölümü fuar anılarıma dair.
Her yaz büyük heyecanla beklediğimiz Doğu Karadeniz Fuarı evimizin hemen aşağısında kurulduğu için en az bir iki kere gitme fırsatımız olurdu. 26 Ağustosta açılışı yapılan Doğu Karadeniz Fuarının haberini TRT'de görmek nasıl da sevindirirdi beni.
Akşamın alaca karanlığıyla  birlikte dönme dolabın yanıp sönen ışıkları ve ara ara rüzgarın getirdiği sesi duyulmaya başlayınca heyecanım ikiye katlanırdı.
Teyzemin gönlünü yapıp akşam yemeğinden sonra , ok gibi yerimden fırlayıp en güzel kıyafetimi  giyer, saçımı başımı düzeltip fuara gitmek için hazırlanırdım.
Teyzem " Aman emanetsin " diyerek sıkı sıkı elimden tutardı.
Fuarın kapısına gelince biletçiden bilet alıp döner kapıdan sırayla geçerdik.
İçeri girince rengaren ışıl ışıl bir dünya bizi karşılardı.
Bir tarafta lunaparkın müzik kutusunu andıran ışıklı ve müzikli dünyası diğer tarafta ,
 Kurulan standların pırıl pırıl  ışıkları, bir çocuğun hayal dünyasında yaşattığı küçük sevinçleri için fazlasıyla albeniliydi.
İlk önce bütün standlar gezilir . Fuardan hatıra kalması için mutlaka küçük bir hediye alınırdı .
Taşlı bir yüzük en sevdiğim hediye olurdu.
Fuarın vazgeçilmezi horon nakışlı çay bardakları ve diğer züccaciye ürünleri hatıra olarak alınırdı.
Bir başka standda  yine fuar ve karadeniz temalı şişelerde çay, tütün hatta ve hatta hamsi kolonyalarının turuncu , yeşil , kırmızı , sarı renkleri ve kokuları içinden seçim yapmak çok zor olurdu.
İncik boncuk standlarının yanında en ilgi çeken yer köpük havuzunun bulunduğu stand olurdu.
Tatilde çalışan babaya duyulan özlemle fuar sigarasından mutlaka hediye alınırdı.
Bir deterjanın tanıtımı için köpükten oluşmuş havuz bütün çocukları kendine çekerdi.
Ortanca abimin de bir yaz tatilinde çalıştığı fuarın fotografçısında  kovboy,köylü kızı vb.figürü çizilmiş tabloların üst kısmındaki yuvarlaktan başımızı  sokarak fuar hatırası fotografı çektirmek adettendi.
Gezmekten yorulunca dinlenmek için en uygun yer çocuklar için hazırlanmış, çakıl taşları döşenmiş  tahta sandalyeli  yazlık  sinema olurdu. Güzel bir çizgi filme frigo buz eşlik ederdi.
Luna oarkın gittikçe yaklaşan sesi , büyülü ışıkları kendine çekerdi. Büyük demir kapıdan içeri girince eğlence o zaman başlardı.
Dönme dolap ve uçan sandalye her ne kadar beni  korkutsa da binmeden edemediğim iki mutluluk oyuncağımdı.
Çarpışan arabalar abilerimin ilgisini çeker ben de kenardan kenardan onların heyecanına ortak olurdum.
Ordan sihirbazın bulunduğu yere geldiğimizde gözlerimi dört açardım. Ateşten nasıl şeker çıkardığına hayretle bakardım.
Sihirli aynaların içinden geçmek kendimize bakıp bakıp gülmek, kendimizi dev aynasında görmek
hayallerimin en güzel oyuncaklarıymış meğer .
Hele o suda yüzen plastik ördrklere tüfekle ateş edip peluş ayıcıpı  kazanan kocaman adamlara ne demeliydi.?
Hem o ayıcığa sahip olma isteği hem de plastik  de olsa bir ördeğin  tüfekle  vurulmasına dayanamayıp git geller yaşayarak için  için böyle oyun mu olur düşüncesi.
Trabzonspor denilince kadınından erkeğine herkesin fanatik olduğu bir şehrin fuarında bir kaleci ve ona şut çeken müşteriler olmaz mı?
 5 te 5 gol atan kişinin ödülü  marlboro sigarası olurdu.
Külkedisi misali gece yarısı olmadan uykulu ve yorgun eve dönerdik . Bir anda büyübozulur fuar karanlık ve derin bir sessizliğe gömülürdü.
O geceden kalan taşlı yüzük parmağımda uykuya dalar , rüyamda dönme dolapta kendimi uçarken bulurdum.
Sabah bir daha ne zaman gideceğimizi  teyzeme defalarca sorardım.
O da kırmaz bir de gündüzden götürürdü beni.
26.02.2017
Resim yazısı ekle

9 Aralık 2016 Cuma

Nostaljik Parçalar İle #MİM

Selam dostlar
Vayyyy tam benlik dedirten bir Mimle karşınızdayım yine.
Mim etkinlikleri dostlukların pekişmesi ve yeni dostluklar kazanmak için çok güzel fırsatlar sunuyor. İşte bu mimi de aramıza yeni katılan bir arkadaşımız hazırlamış.
Hayat Bitene Kadar bloğunun sahibi sevgili TEO
VişneliKiraz sevgili selin de beni söbelemiş. Büyük bir keyifle yaparım ki ben görevimi.
Ahhh ki ne ahh benim gibi eskiye tutkun birinin elbette eski şarkılarda da takılıp kaldığını düşünüyorsunuzdur. Ben sanat müziği ile tanıştığımdan beri başka hiçbir şey dinlemez oldum.
Ama nostalji denilince benim aklıma TANJU OKAN geliyor.Her bir parçasında başka bir güzel anı aralanıyor. Bir seçim yapmak çok zor ben iki şarkısını da çok seviyorum










gelelim Mimin şanslı ismine sevgili ZEUGMA bakalım nostalji gemisinde bizi hangi parçayla gezintiye çıkaracak merakla bekliyorum. sevgiyle



12 Ekim 2016 Çarşamba

Kahveli Söyleşiler


Kahveli Söyleşiler

Merhaba blog dostlarım. 
Bilindiği üzere anne tarafından Trabzonluyum  Ya bıgün de çocukluğuma , Trabzon'a doğru yola çıktım. 
Her sene, yaz tatilini Trabzon'da dedemin üç katlı ahşap evinde geçirirdik.  Sotka mahallesinde kaleye bitişik inşaa edilmiş o heybetli binanın duvarları dede,anneanne,torun, dayı, teyze, yeğen, yenge,enişte bütün ailenin hoş sadalarıyla yılar ve yıllar çınladı durdu.
Ahşap merdivenler, gün boyu çocukların patırtısından yorgun düşerdi.
Onca çocuğu büyüten bina ,  bir kandil gecesinde küçük abimin ilk çığlıklarına da tanıklık etmiştir.
Yüksek tavanlı , yukarıya doğru sürgülü pencereleri , bir odadan bir odaya geçerken gıcırdayan tahtaları adeta bize yılların yorgunluğunu hatırlatırdı .
Bodrum katta  su sarnıcı  olarak yapılan , eve şehir şebeke suyunun gelmesiyle birlikte fındık kabuğu depolama görevine devam eden sarnıçtan gelen ses , Trabzon eski evlerinin olmazsa olmazı fındık faresinden başkası değildi.
İki kanatlı ahşap kapıya birisinin geldiğini tok sesli kapı tokmağından gelen ses bildirirdi. Hemen camdan bakılır gelen buyur edilirdi. Öyle merdivenleri inmeye gerek kalmadan, bir ucu kapı koluna diğer ucu da merdiven başına bağlanan urgan çekildi mi kapı açılırdı. 
Gelen kişi aşağıda taşlık denilen yerde ayakkabılarını çıkarır, evin küçük kızı koşar hemen ayakkabıları çevirir merdiven basamaklarına sıralanmış terliklerden birini gelen kişiye verirdi. Ailenin en küçük torunu olarak bu görev genellikle benimdi. Misafir karşılamak ve uğurlamak benim için ayrı bir zevkti. 
Gelen kişi sofa denilen yerde baş köşedeki divana oturtulur ve koyu bir sohbetin içinde şen kahkahalarla yankılanırdı duvarlar.
Daha yazacak çok şey var ama devamını merakla kimler bekleyecek bakalım.
Şimdilik hoş ve hoşluklarla kalın sevgiyle. 
12.10.2016
Tigris 

2 Eylül 2016 Cuma

2 Eylul

Tigris cik cik öğretmen

Selam dostlar ,
Bugün 2 Eylül 2016
İki eylüller Tigris'in hayatında önemli tarihlerden biridir. Neden derseniz ilki 2 Eylül Eskişehir'in kurtuluşudur.ve  2 Eylül 1996 Tigris'in göreve başlama tarihidir. Ha bir de terfi tarihidir ama üç yıldır 1/4 ' ü olduğundan terfisi artık zirvededir Koskoca 20 yılı devirdim bugün. Çalıkuşu misali nasıl da heyecanla görev aşkıyla başlamıştım daha dün gibi. Kıdemli hocalarımız bana " sen daha cik cik öğretmensin " diyerek sevgiyle karışık şaka yapıyorlardı . 20 yıl nasıl geçer diyordum eski sisteme göre emekli olacaktım bugün , geçmez gibi geliyor yıllar da çocukların sevgisiyle yoğrulmuş her gün bir bir kopup gidiyor takvimden. 
Mesleğe yeni başlamışım gibi heyecanlıyım, ömrüm elverdikçe mesleğimin kutsiyetinden güç alarak devam edeceğim iyiye, doğruya, güzele tüm kalbimle. 
Sevgiyle

12 Ağustos 2016 Cuma

Kına Yakmaya Geldik

Kınalar yakalım elimize

Yüksek yüksek tepelere ev kurmasınlar
Kınayı getir annee parmağın batır anneeeeeee
Çakmak çakmaya geldik kınay yakmaya geldikkkk

Liste böyle uzar gider. Günlerdir bir düğün kıyamet. Mahalle düğünleri eş dost akraba düğünleri. Düğünlerin olmazsa olmazı kına törenleri.
Anadolu'nun binlerce yıllık geleneklerinden biri olan düğün törenleri pazartesi günü başlayıp pazar gününe kadar bir hafta boyunca sürermiş. Her günün ayrı bir anlamı ve ritüeli bölgelere göre değişiklik gösterse de birbirine yakın gelenekleri kapsar. 
Pazartesi günü erkek evine gelinin çeyizinin götürülmesiyle başlayan düğün, salı günü gelin hamamı ile devam eder, çarşamba gecesi ise kız evinde kadınlar arasında düzenlenen kına gecesi ile sürdürülürdü.
Kına gecelerinde gelin, genç kızlar ve yengeler Bindallı denilen atlas ya da kadife kumaş üzerine altın ya da gümüş sırma işli kıyafetler giyerler, gelinin yüzü mutlaka  pullu al bir örtüyle örtülürdü.
Mumlarla süslü  gümüş kına tepsisiyle erkek evinden gelen genç kızlar ve yengeler ellerinde mumlarla gelinin etrafını sararak, bir yandan acıklı maniler ve türkülerle gelini ağlatırlar bir yandan da başından ayrılık geçmemiş bir kadın tafarından kınası yakılırdı. 
Kına töreninden sonra eve toplanan kadınların söylediği türküler manilerle eğlence geç saatlere kadar devam eder giderdi.
Çeşitli  kuruyemişler , çörekler , tatlılar  yenilerek gelinin kınası kutlanırdı.
Erkekler de kendi aralarında bu geceyi kutlarlardı.
Günümüzde bir hafta sürecek düğün yapmaya insanların ne maddi imkanları ne yaşam şartları izin vermediği için yine de kına geceleri bir düğünün olmazsa olmazları arasında yerini korumaktadır.
Şimdilerde evlerin dışında sokaklarda veya düğün solanlarında kadınlı erkekli bir düğünden farksız olarak düzenlenen kına geceleri ya da gençlerin kendi aralarında düzenledikleri ve adına bekarlığa veda gecesi eğlenceleri, eğlenceden öteye geçip tam bir kapitalist sistemin çarkında yolunu kaybetmiştir.
Gelinin kına gecesinde değiştirdiği en az üç kıyafet ve yakınlarının da aynı şekilde sadece bir gece için alınan abiye kıyafetler, gelen davetliler için hazırlanmış, hediyeler, mumlar, şallar, pullu mendiller,keselerde çerezler,değişik renk ve şekillerde paketlenmiş kınalar, tefler, ziller, kırmızı duvaklı taçlar,benim de dünkü kına gecesinde bileğime bağlanan kurdeleler... Daha neler nelerrr. Artık öyle bir yarış haline gelmiş ki kim kına gecesinde ne yaptıysa ben daha iyisini daha fazlasını yapayım, aman moda olandan eksik kalmayayım. 
Açıkcası bütün bunlar elektronik cihazlarda çalınan hiçbir sanat değeri olmayan bangır bangır çalınan müzikler, güzel bir geleneğin gösteriş haline getirilmesi ve her düğünde olduğu gibi memnuniyetsiz insan yüzlerini görmek beni fazlasıyla yoruyor.
Bilmem bu konuda siz ne düşünüyorsunuz?
Çocukluğumda köyde bir kına gecesine gitmiştik, onu gördükten sonra şimdikiler bana kına gecesi gibi gelmiyor.
Kız evinde toplanan, bu yörenin özel kıyafeti olan sırma işlemeli kırmızı kadife şalvar ve sarka dedikleri üstten oluşan kıyafetleri giymiş, genç kızlar ve yengeler, ellerinde toprak çömleğe  gerilmiş deriden dümbelekleriyle maniler ve yöresel türküler eşliğinde gecenin çok geç saatlerine kadar eğlenmişler, erkek evinden gelen yengeler de gelinin kınasını yakmışlar, getirdikleri çerez ve baklavaları hep birlikte yemişlerdi. Kadınların kendi aralarında ve ellerindeki imkanları ile yaptıkları maddi kaygı taşımayan  bu eğlence gibi eğlence yıllar geçse de hafızamdaki yerini koruyacaktır.


9 Ağustos 2016 Salı

Kahveci Güzeli Tigris

Selammmm keyifler nasıl bakalım?
Yeni tanıştığım dostlarımdan bu günlerde çok sordukları soruyu bu yazımla tekrar cevaplamış olayım . Nostaljik Salı yazısı olsın
Tigris Türk Kahvesi Aşığı
   

Her yerde karşılaştığım hemen hemen herkes şu soruyu sıkça sorar oldular.
- Bu kahve tutkusu nerden geliyor ?
    Annem bana hamileyken ,diğer kadınlar gibi erik , karpuz , turşu, tatlı, tuzlu, acı binbir güzel lezzette yiyecek varken , O tutmuş kahve aşermiş. Kahveyi kuru kuru yermiş. Daha önceki hamileliklerinde böyle bir şey yaşamamış. Benim kahve tutkum annemin karnında başlamış.
   Sonrasında, kahve şimdiki gibi her zaman herkes tarafından içilmezdi ki? Bayramda , seyranda, kız istemede vb. Ama dedemlerin evinden hiç eksik olmazdı. Hatta yeşil çekirdek kahve alınıp kavrulur, pirinç kahve değirmeninde taze taze çekilirdi. Dedem her gün bakır cezvede mangal közünde pişmiş kahvesini mutlaka içerdi. Bir gün annemler ve teyzemler bir yere gitmişlerdi. Ben de dedeme sürpriz olsun diye kahve yapayım dedim. Sekiz yaşındaki bir çocuğun kavrayacağı şekilde cezveye suyu koydum, kahveyi şekeri ekledim. Gördüğüm kadarıyla kahveyi yapmaya gayret ettim. Ama gelin görün ki kahve dupduru su gibiydi. Kahvesini çok az attığım için ölçüyü tam tutturamamıştım. Yine de dedeme götürdüm. O kadar beğenerek içti ki. Beni kırmamak için çok güzel olduğunu söyledi. Ama ben biliyordum bir yerde yanlış yapmıştım.
   Teyzemler gelince hemen sordum . " kahve nasıl yapılır lütfen bana öğretin " dedim. Teyzem de nasıl yapmam gerektiğini bir güzel anlattı. Ve ben kahve yapmaya başladım. Her seferinde dedeme daha güzel kahve yapmaya başlayınca şevkim daha da arttı. Hatta o sene bayramda kahveleri ben yapmıştım. Herkes büyük bir beğeni ile içip bana fazla fazla bayram harçlığı vermişlerdir.
   İşte o gün bu gündür kahveleri ben yapar oldum. Yirmili yaşlardan sonra da kahvenin kültürümüzdeki özel yerini daha iyi kavramaya başladım. Kahvenin damağımda bıraktığı eşsiz lezzetten bir daha da vazgeçmedim. Kahveci güzeli oldum çıktım. Her gün mutlaka bir fincan kahvemi ritüel şeklinde hazırlayıp hoş sunumlarla içmekten büyük keyif alır oldum.
    Yine Bol köpüklü nefis bir Türk Kahvesi nasıl yapılır diye sorarsanız, bana göre tarifi şudur.
Öncelikle taze çekilmiş kahve, bakır cezve, soğuk su iyi bir kahvenin olmazsa olmazlarıdır. Yapacağınız fincanla ölçülen su cezveye eklenir. Bir tepeleme kahve kaşığı( esikden kahve kaşıkları vardı, şimdilerde yok. Çay kaşığından büyük , tatlı kaşığından küçük boyda olurdu.) kahve, suya ilave edilir. Eğer sade kahve yapılacaksa başka bir şey ilave edilmez. Az şekerli yapılacaksa 1 küp şeker, orta şekerli kahve için,1.5 küp şeker, şekerli kahve için de 2 küp şeker ilave edilir. Tabiki bu ölçüler orta boy fincanlar için geçerli. Sonrasında ben hiç karıştırmadan direkt çok kısık ateş üstüne cezveyi koyuyorum.su kaynamaya başladıkça kahve de içinde karışıp köpüklenmeye başlayınca bir seferde fincana boşaltıyorum. Ve köpüksüz olma şansı olmuyor. Ama bir kaç kişilik yapıyorsam , kahve kabarmaya başladığında köpükleri kaşıkla alıp fincanlara bölüştürüyorum. Kaynayınca tek seferde fincanlara alıyorum. Genellikle bu yöntemle bol köpüklü kahve yapıyorum. Ama bazen kahve köpüksüz olabiliyor. Bu da kahvenin taze olmaması ya da iyi kalite kahve olmadığını gösteriyor. O yüzden bildiğim yerden taze çekilmiş kahve almaya dikkat ediyorum. Paketlenmiş kahveleri mecbur kalmadıkça kullanmıyorum.
   Haydi siz de  şimdi bol köpüklü bir kahve yapın , her yudumunda kırk yıllık hatırımız olsun.

26 Temmuz 2016 Salı

Bir Bahar Aksamı

1998- Kastamonu Valiliği Kültür Müdürlüğü TSM korosu
Sunucu - Tigris

Dupduru bir yaz günü. Yolum eskilere doğru düştü. Aldım elime resimleri başladım bir bir bakmaya. En çok da koro resimlerine takıldı kaldı gözlerim. Bu resim bir konser sonrası Valimiz Enis Yeter çiçeğini taktim ederken çekilmişti.Ne kadar gençmişim bir o kadar da toy. Buna rağmen nasılda mağrur durmuşum sunuculuğun ağırlığıyla. Ben , resimlerim ve Türk musikisinin en güzel eserleriyle ruhumu dinlendirirdim akşam üstüne kadar. Fakat gün boyu dilime dolanan bir şarkıyı , bir defa bir defa daha dinlerken bu dünyaya gelmekte çok geç kaldığımı hissettim.
O dönemler insanlar ne kadar kibar ve samimiymiş. Gerçek aşklar yaşanmış ve  sevgiler sahiciymiş.
Bu şarkının hikayesini yıllar önce , dinlediğimde de göz yaşlarım eşlik etmişti kemanın sesine.
Beni o günlerden beri etkisi altına alan şarkının hikayesi şöyle;
Bahar melteminin en delice estiği 20 'li yaşlarının başındaki Fuat Edip bir gece rüyasında çok güzel bir kız görür. Kıza gönlünü kaptırır ve yıllarca onu arar Yüreği yaralı genç , sonunda istemediği biriyle, ailesinin baskılarına dayanamayarak evlenir.
Yıllar ve yıllarca rüyasındaki kızın hayaliyle yaşar. 
Bir bahar akşamı Musiki okulunun merdivenlerinde sınava girmek için bekleyen genç kız bir anda Fuat Bey'in dikkatini çeker ve olduğu yerde kalır. Bu kız rüyasında gördüğü kızdır.
Yüreği burkulur ve şu sözler kaleminden dökülür.

Bir bahar akşamı rastladım size
Sevinçli bir telaş içindeydiniz
Derinden bakınca gözlerinize
Neden başınızı öne eğdiniz

İçimde uyanan eski bir arzu
Dedi ki yıllardır aradığın bu
Şimdi soruyorum büküp boynumu ah
Daha önceleri neredeydiniz

Fuat Edip Baksı bu sözleri bestelemesi için Selahattin Pınar'a verir 
Selahattin Pınar'ın Hicaz makamında bestelediği bu güzel eser gerek güftesi,gerekse bestesiyle Türk Musikisi'nin klasikleri arasında yerini almıştır. Selahattin Pınar bu eseri Afife Jale’ye duyduğu büyük aşk üzerine besteler. Bu şarkının hem güftesi bir hikaye taşır hem de bestesi. 
Ben en çok Zeki Müren ve Müzeyyen Senar'ın sesinden dinlemeyi severim . 






9 Temmuz 2016 Cumartesi

Anne, Kedi Beni Gıdıklıyor

Yeğenlerimin ve abilerimin evimize verdiği bayram havası eşliğinde Tigris mutlu günler geçiriyor. Onlarla geziyor, gülüyor söylüyor , yiyip içiyor, eğleniyor.
Her zaman gittiğimiz, bir fincan kahve ya da buz gibi  ev yapımı nefis bir limonatada, hoş sohbetlerimizin mekanı olmuş Palmiye Cafe bugün bizi dünyalar tatlısı yavru kedisiyle karşılıyor.
Resim yazısı ekle
Palmiye Cafe'nin tatlı sahibesi Cahide Abla ile  uzun yıllardır dostluğumuz olduğundan sanki cafe değil de bizi evinde ağırlıyormuş hissine kapılmak da kaçınılmaz oluyor. 
 Burada tatlı bir sohbet,günlük konular, hayata dair güzelliklerin içinde  buluveriyorsunuz kendinizi. 
Bugünün konusu tabiki sevimli kedicik oldu.
Onun o güzelliğine dayanamayan Tigris sevmeden durur mu hemen aldı kucağına başladı usul usul okşamaya.
Tüylerinin yumuşaklığında kaybolan sadece elleri değildi, birden anılarının yolu Van'daki gül bahçesine doğru onu sürükledi. 
 Küçüklüğünden beri kedilere deli olan Tigris her fırsatta onları sevmekten kendini alı koyamaz . Dokunmasa bile laf atmadan , ne güzel şeysin sen demeden durmaz .
Bilir ki bütün kediler onun dediklerini anlar . 
  Tigris, küçücük bir kız çocuğu iken , Van'da babasının müdürlük yaptığı okulun  güllerle bezeli bahçesinde koşup oynamayı sever, doğaya olan aşkı o günlerden mirastır. 
Bahçenin binbir renk gülleri ve çiçekleri arasındaki sarı kedi yavruları da ona öyle bir mutluluk verir ki kucağına alıp kedi yavrularını bağrına bastırır, sever, öper ama kedicikler yaramazdır. Tigris'in boynunu tırmalamaya başlarlar. Hatta tırmaladıkları yerler yol yol kanamaya başlar. Acı duymaz aksine büyük keyif alır bu sımsıcak yumuşacık oyun arkadaşlarından. 
Sesi soluğu çıkmadığı için annesi telaşla Tigris'i aramaya koyulur. Bir de bakar ki kucağında kedilere sımsıkı sarılmış Tigris gülüyor eğleniyor. Anne yüreği tırmalanmış yerlerden akan kana dayanır mı,
- kızım kediler seni tırmalıyor bırak onları dese de Tigris
- Anne, kedi beni gıdıklıyor.
Diyerek yıllar yılı ne bu anı ne de kedilerle olan dostluğunu unutmamıştır. Bilir ki bütün kediler onundur. 
 Ah Sarı kedicik !
Sen de bugün beni anılarımla gıdıkladın, yanağımdaki gamzelerin belirmesinin sebebi oldun. 
Sevgiyle 
Not: Eskişehir'e yolunuz düşerse Palmiye Cafe'de soluklanmadan, sakın olaki gitmeyin. Çayın , kahvenin ve sohbetin tadına varabilesiniz.


1 Temmuz 2016 Cuma

Perdedeki Kelebekler

Perde süsü

Merhaba dostlar ,
Tigris bayram yaklaştıkça kendini işe vermiş durumda . Sil süpür, yıka  pakla pişir taşır bir yoğunluk bir yoğunluk. Bugün sandığı kurcalarken çekmecesinden çıkan kelebekler  meraklı Pandora'nın kutusunu aralıyormuşum hissini uyandırdı.
Bu kelebekler de neyin nesi dediğinizi duydum duydum. 
Efendim eskiden yetmişli yıllarda tül perdelerin süsleri bu kelebekler olurdu. Bayram öncesi perdeler leğende bir gece suya bastırlır isi pisi akıtılır. Sonra bembeyaz köpükler içinde yıkanır, paklanır. Misler gibi olur itinayla ütülenip kırışmadın diye omuz üstünde kornişlere asılır. Sonrasında ev temizliği bitince koltuk , sehpa ve vitrinlerin dantellerinin serilmesine sıra gelirdi. Son olarak perdelerin kelebekleri de asıldı mı iş bitmiş  
demekti. Hah işte bu ,her bayram perdelerimizi süsleyen artık sandıkta istirahate çekilen kelebekler ,bugün karşıma çıkıp eski günlerdeki ihtişamlarını yaşamak isterlercesine mahsun mahsun bana bakıyorlardı. 
Çıkardım onları usulca araladığım sandıktan. 
Yeni perdelere, plastikten cam pervazlarına ne kadar uyum sağlarlar bilemem ama onları görmek beni tanıdık bir yüze rastlamışcasına mutlu ettiler.

Öne Çıkan Yayın

Yalnızlığa Dair

Birine bağlanamayacak kadar        kalabalık yalnızlıklarım         var benim .  Tigris